Yazdır Arkadaşına gönder
Yenikale Astsubay Kampı unutulmadı
Aydoğan Açarlar
Aydoğan AçarlarYaz tatillerinde yaşanmış bir kamp arkadaşlığı... Siyah beyaz resimlerde kalmış, kırk beş yıl öncesinin kimi silik, kimi capcanlı anıları... Anlatıldıkça coşkuyla hatırlanan imbat tadında yaşanmışlıklar. Kurulan harika dostluklar... Üstelik 1970'li yıllara rastladığı için, dönemin muhteşem müziği ile bütünleşmiş, buram buram romantizm kokan yüzlerce anı...

Bu harika yıllar, güzel İzmir'in İnciraltı bölgesinde bulunan Yenikale Astsubay Askeri Kampı'nda yaşanmıştı. Şimdi artık orada kamp yok. Uzun süre önce bir başka tesise dönüştü. Hemen ilerisinde bulunan subay kampı ise, biraz restore edilerek, asker ailelerinin kullandığı bir sosyal tesis olarak kullanılmaya devam ediyor.

O zamanlar astsubay kampında, yani bizim kampımızda çadırlarda kalınıyordu. Dönem dönem kalınan kamp okullar kapanınca başlıyor, okullar açılmadan önce bitiyordu; yani yaklaşık üç ay sürüyordu. Kamp aslında oldukça büyük bir alanı kapsıyordu ya da şimdilerde gözümde öyle canlandırıyorum.

Kampın ilk girişi Narlıdere Sahilevleri tarafındaki nizamiye yönündeydi. Nizamiyeden geçtikten sonra Yenikale'deki askeri birliğe ve subay kampına giden yolun hemen başlangıcında sola dönülünce astsubay kampına girilirdi. Girişten denize doğru uzanan bu genişçe yol kampı neredeyse tam ortadan ikiye bölerdi. Alanın her iki tarafında birbirine yakın kurulmuş çadırlar bulunurdu. Sanırım altmışa yakın çadır kuruluyordu. Çadırların en gerisindeki alandaysa ortak tuvaletler ve araç park yeri vardı.

Bölmeli çadırları hala sevgiyle ve özlemle hatırlıyorum. Arkadaki en geniş, yuvarlak ve kubbeli bölüm ebeveynlerin yatak odası olarak kullanılırdı. Ayrıca tüm kıyafetler, bavullar, portatif dolaplar ve yaz boyunca kullanılacak diğer malzemeler,  büyük bir maharetle ve derli toplu bu bölüme yerleştirilirdi.

Önde, kubbeli çadıra bitişik düz bir ek çadır bölümü daha vardı. Bu orta bölüm, açık mutfak içeren salon mantığında yerleştirilirdi. Kahvaltı malzemeleri, meyve tarzı yiyecekler ve içecekler için mini mutfak olarak kullanılırdı. Tabii gündüz oturma, geceleri ise çocukların yatma alanıydı. En önde ise verandanın olduğu bölümde herkesin bir masası ve yedekli sandalyeleri vardı. Kokusu hala burnumda tüten sabah kahvaltıları burada yapılır ve güneş olmayan saatlerde sohbetler için kullanılırdı.

Kampı ikiye bölen yolun deniz kenarına ulaştığı yerde, o zaman "gazino" diye isimlendirilen bugünün "kafeterya" tarzında kullanılan bir tesis vardı. Aynı zamanda müzikli eğlence gecelerinin de yapıldığı yer olması nedeniyle, ortasında geniş bir dans pisti ve deniz tarafında bir sahnesi vardı. Sahnenin arka panosunda müzik işaretleri resmedilmişti ve üstünde "Müziğin vatanı olmaz" yazıyordu.

Gazinoya girişin sol tarafını genellikle büyükler kullanırdı... Öğleden sonraları, erkeklerin çok iddialı tavla kapışmaları, bayanların ise gürültülü konken ve tık oyunları olurdu. Gençler, genellikle gazinonun sağ tarafını kullanırdı ve tüm boş zamanlar burada geçirilirdi. Ne konuşurduk, ne konumuz vardı şimdi çok hatırlayamıyorum, ama çok neşeli, abartılı sohbetler yaptığımızı ve çoğunlukla güldüğümüzü net olarak hatırlıyorum. Sessiz sinema, buranın vazgeçilmez en popüler oyunuydu.

Gazinonun hemen solunda, öğle ve akşam yemeklerinin toplu olarak yenildiği, uzun, dar ve açık bir yemek alanı vardı. Burası "yemekhane" olarak anılırdı. Her çadıra ait sabit bir masa vardı. Bitişiğindeki mutfaktan gelen yemek kokularının tüm alana yayılmasından, yemek saatinin yaklaştığını hemen anlayabilirdiniz. Yemekler toplu yendiği için, büyüklerin şakalaşmaları ile genellikle neşe içerisinde geçerdi. O yılın iyi bir dönem olup olmadığı, hep yemeklerin lezzeti ile ölçülürdü. O nedenle yöneticiler bu konuda çok titizlenirdi.

Bu yemek alanının hemen önünde, deniz üzerine yapılmış, küçük kapalı bir oturma alanı vardı. Kenarlarında, "İnci Sakız" reklam brandaları nedeniyle başlangıçta "İncibar" diye anılırdı, ancak gençler, o zamanın meşhur "Cincibir" gazozlarından da esinlenerek burayı "Cincibar" olarak isimlendirdiler  ve yıllarca da öyle anıldı... Sabahları öğrencilerin sınav hazırlığı, öğleden sonra hanımların sohbet mekânı için kullanılan Cincibar, akşam yemeklerinden sonra ise özellikle müzik seven gençlerin değişmez adresiydi. Burada şarkı ve gitar sesleri geç saatlere kadar eksik olmazdı.

Orta yolun sağında, gazinonun devamında ise, plaj bölgesi bulunurdu. Sahilde oturma bankları, alçak bir duvarla çevrilmiş genişçe bir kum havuzu ve denize doğru uzanan tahta bir iskelemiz vardı. Kum plajının gerisi voleybol sahasıydı ve akşam saatleri açık sinema alanı olarak kullanılırdı. Voleybol sahası ile gazino arasında duşlar bulunuyordu. Duşlara bitişik, toplu bir çeşme alanı vardı ki, burası çoğunlukla kızların bulaşık yıkadığı ve ayna karşısında makyaj yaptığı bir alandı. Neşeli kahkahaların ve şarkıların eksik olmadığı, sohbetler ve anılarla dolu, önemli alanlardan biriydi.

Deniz girişi boydan boya yosunluydu. Küçükler girişinde bir bölüm, her yıl kamp açılmadan temizlenirdi. Bir de iskele ucundaki merdiven girişinde küçük bir bölüm yosunsuz olurdu. Genellikle buradan denize girer ve ayaklarımızla yere değmeden yüzerdik. Yüzmeyi öğrenen çocukların ilk hedefi dubalara gidip üstüne çıkmak ve atlamaktı. İşi biraz daha ilerletince, fenerlere gitmek büyük marifetti...

Güneş yağı yaygın kullanılmıyordu sanırım, genellikle kızlar o zamanın kolası, Sunalko sürerlerdi vücutlarına. 10.00 - 12.00 arası, günün en çok denize girilen saatiydi. Genellikle yeniden mayo giymeye üşenen çoğunluk için deniz etkinliği öğleden sonra devam etmezdi. ?Akşamüstü saatlerde, işten dönen babalar sayesinde, plaj yine hareketlenirdi ki çoğunlukla bu saatlerde iddialı voleybol maçları da yapıldığından, tüm kamp bu bölgeye akardı.

O dönem gençlerinin hemen hemen hepsi bu nedenle voleybolu çok sever ve oynardı. Hele hele yakınımız da bulunan subay kampı gençleri ile her hafta yapılan voleybol maçları, resmen derbi havasında geçerdi. Kızlı erkekli bir festival gibi maçlara gidilirdi. Galip gelinirse, marşlar, şarkılar ve halaylarla kutlanarak kampa dönülürdü ama mağlup olunursa, matem havası tüm hafta kampı etkilerdi.

Voleybol sahasında haftanın birkaç akşamı, yazlık sinemada film gösterilirdi. Sabit beyaz perde, birbirine kaynak yapılmış, aralarında boşluklar da olan saç levhaların üzerine gerilmiş beyaz çuval bezinden yapılmıştı. Doğal olarak arkadan ışık gelirse, saç levhaların arasındaki boşlukları belli eder, görüntüyü bozardı. Tüm salaş şartlara rağmen, sinema çok ilgi çeken, önemli bir etkinlikti.

Ağustos ayları, "Eyyam-ı bahur / Ehambur  rüzgarı günleri" denilen bir tehlike söz konusuydu ve denize girerken boynumuza ucunda çivi olan bir kolye takılırdı. Eğer bu takılmazsa vücudumuzda ve yüzümüzde lekeler olacağı korkusu vardı. Şimdiler de bu rüzgar yok mu oldu bilemiyorum, kamp yıllarından sonra çok duymadım.

Kampın çıkış yerinde "Lancia" servis aracı beklerdi. Sabah, öğle ve akşam üstü saatlerinde, şimdiki o zamanki adıyla Kennedy , bugünkü adıyla Fahrettin Altay Meydanı'na servis yapardı. Sanırım sıcak yaz günlerinde, yanları açık bir araç olması, hem serin hem de daha heyecanlı bir yolculuk sağlardı ve biz bu aracı çok severdik.

Akşam üstleri kampın en güzel saatleri arasındaydı. Eğer voleybol maçı yoksa gazinoya gelen yol üzerinde kızlar ip atlar, erkekler ise mini futbol oynardı. Mendil kapmaca ve yakar top ilgi odağı oyunlardı. Az miktarda da olsa meşe oynayanlar, topaç çevirenler ve laklak oynayanlar da vardı. 

Gazinonun girişinde, her iki tarafta birer, gazinonun yan girişlerinde birer ve bir de yemekhanede ki su sebilinin yanında olmak üzere, beş adet "Slot" oyunları içeren kollu makineler vardı. Yanlış hatırlamıyorsam 25 Kuruşla çalışırdı ve nadiren de olsa para verme sesini duyunca, başına koşardık."

Hafta da bir veya iki gün, akşam üstü saatlerde, Bahçelerarası diye anılan dar yolda yürüyüş yapılırdı. Önünde çeşme olan bir bağ evine kadar gidilip dönülürdü ki bu yaklaşık 500 metrelik bir yürüyüş mesafesi demekti. Bu yürüyüşler, özellikle o yaz biraz yakınlaşan çiftler için, iple çekilen buluşma fırsatlarıydı.

Haftada bir gece müzikli eğlence düzenlenirdi. Gazino gündüz saatlerinde baştan aşağı yıkanır, masalar düzenlenir, sahne ve pist süslenirdi. Orkestramız askerlerden oluşurdu ve bazı yazlar, çok iyi müzisyenler denk gelirdi. Zaten müziğin çok revaçta olduğu yıllardı. Sesi güzel olan arkadaşlarımız da bu gecelerde sahne alırdı.

Hafızalara kazınan bir dönem de, Kıbrıs Barış Harekatı'nın yapıldığı 1974 yazıydı. Önce kamp bitecek haberleri ile çalkalanmıştı ortalık, ancak bu haber asılsız çıkmıştı. Yenikale askerlerinin artan nöbetçi ve devriye hizmetleri, kamp alanına yakın bölgede yapmaya başladıkları eğitimler, çevreye yerleştirilen uçaksavar mevzileri hepimizin yaşantısına heyecan katmıştı. Geceleri karartma uygulandığından ortam iyice esrarengiz hale geliyordu. Sanki Yunan adalarından bizi duyacaklar gibi herkes sessiz konuşuyordu.

Her yılın en büyük eğlencesi ve aynı zamanda finali, 30 Ağustos Zafer Bayramı gecesi yapılırdı. Bu gece için annelerin birçoğu özel kıyafetler alır veya dikerlerdi. Kızların saçları gündüzden yapılır ve sürpriz için bütün gün çadırdan çıkmazlardı. Ayrıca, gençler bu gece için, her yıl ayrı bir kostüm gösterisi de hazırlarlardı. 30 Ağustos çok coşkulu kutlanır, geceleri çok eğlenilirdi, ama kampın son günleri olduğu için de biraz buruk geçerdi...

Anılar gerçekten çok güzel, düşünüyorum da aslında ne kadar şanslıymışız. Tüm aile bireylerinin aynı anda, bu kadar güzelliği yaşaması artık imkansız gibi.

Üniversite ve iş hayatına karıştıkça, yavaş yavaş ayrılıklar artmış, tek tük devam eden birkaç arkadaşlık haricinde, aslında tamamen kopmuştuk. O zaman hiç birimiz, menfaatler içermeyen bu güzel gençlik arkadaşlığının, hiçbir zaman unutulmayacağının farkında değildik.  Bugün anlıyoruz ki, o dönem, hemen hemen hepimizin anılarında unutulmaz izler bırakmış ve hatırlandığında hep gülümseten, küçük küçük öyküler ve sevgi damlacıkları ile doluymuş.

Benim için ise; herkesin anıları veya yaşadıklarından çok daha fazla anlam içeriyor bu kamp. Çünkü burası, aynı zamanda hayat arkadaşım Tülin'le tanıştığım yer ve 1971 yazında başlayan arkadaşlığımızı sekiz yıl devam ettirerek, okul sonrası evlilikle taçlandıran tek çift olmuştuk biz.

Gurbette geçen 40 yıl boyunca bu kampı ve buradaki arkadaşlarımızı hiç unutmadık. Gördüğümüz her deniz üstü barda "Cincibar"ı, her çadır da kampın çadır barınaklarını hatırladık. Tanju Okan, Cem Karaca, Füsun Önal ve o dönemin müzikleri bizim için kamp anıları demekti.

40 yıl sonra emekli olup İzmir'e tekrar döndüğümüzde bu kamptaki 45 yıllık dostlarımızın çoğunu yeniden bulmanın ve kaldığımız yerden devam etmenin mutluluğunu yaşıyoruz.

Tarih: 29/8/2018
575 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri