Yazdır Arkadaşına gönder
Renkler ve ipekler üzgün...
Orhan Beşikçi
Orhan BeşikçiYakalandığı amansız hastalık sonucu yaşama veda eden modacı Esin Yılmaz'ın doğduğu Beykoz Akbaba köyüne yaklaşık 35 yıl önce gitmiştim. Yeşillikler içersinde ahşap evlerin, kiraz, kestane, ceviz ağaçlarının ve bulunduğu bir köydü.

Köyde yaşayanlar burada doğup büyümelerine rağmen Rize şivesiyle konuşuyorlardı. Bir sohbet sırasında Esin Yılmaz'a "Sende Rizelilik var mı?" diye sordum. “Nereden anladın, benim annem Rizeli" demişti...

O gün annesinin yaptığı yöresel yemeklerden, özellikle "Pepeçura" üzerine konuştuk. Pepeçura yöreye özgü karaüzüm ve mısır unundan yapılma peltemsi mayhoş bir tatlı. “Olsa da yesek" demişti...

Akbaba köyünün Esin Yılmaz'ın yaratıcılığına çok şeyler katmış olduğundan kuşkum yok. Esin Yılmaz modanın dışında çevreye ve kültür varlıklarının korunmasına duyarlı aydın bir insandı. Siyanürle altın aramayı protesto etmek için birlikte, "Aman aman Bergama, kazan kazan ver bana" şarkısını söyleyerek Bergama'ya gidip jandarmaların nezaretinde yapılan eyleme katılmıştık.

Akşam Ege sayfalarında köşe arkadaşlığı yaptığım Esin Yılmaz'ın düzenlediği “Ege'den esintiler” isimli defilesi için, 2005 tarihinde Akşam Ege'de şöyle yazmışım:

"Türk müziği sazlarından gelen namelerle podyuma çıkan mankenler, dans ustası balerinlerden seçilmişti. Terbiye edilmiş renkleri ipekle buluşturan modacımızın kreasyonunu balerinler üzerlerinde başarıyla taşıdılar. Denizden gelen hafif esinti, müzik, dans ve ipeğin birlikteliği nefis bir şova dönüştü. Bu şovun mimarı Esin Yılmaz'ı izleyicilerle birlikte ayakta alkışladık. Esin Yılmaz'ın defilesinde ipek, renk, müzik, şiir, dans ve yaşamının derinliklerinden gelen bilgelik ve yaratıcılık vardı. İzmir'in bir Esin Yılmaz'ı vardı."
Esin Yılmaz artık yok, sadece bizler değil, renkler ve ipekler de üzgün...

***

Basmane ve çevresinde bulunan kültür varlıklarının tanıtılması ve korunması amacıyla gerçekleştirilen bir çok etkinlikte yer alıp, binlerce İzmirli ile tarihi sokakları adım adım dolaştım. Geçen gün terk edilmiş bir Yahudihane'de yaşayan yoksul bir kadın, gezi gurubunun içersinde saldırıp "Sen bizim yoksulluk fotoğraflarımızı çekip nasıl duvarlara asarsın, bizi rezil etmeye ne hakkın var?" diye ağzına geleni söyledi, hakaret etti...

Yoksul insanların fotoğraflarını çekip sergi afişi yapan fotoğrafçıyla beni karıştıran bu yoksul kadına, "Ben fotoğrafçı değilim, sizin fotoğrafınızı çekmedim" dediysem de ikna edemedim. Bu yüzden artık bu mekâna giremiyorum... Her kimse o fotoğrafçıya sesleniyorum! Yoksul ve gururlu insanların fotoğrafları size itibar ve ödüller kazandırabilir. Ancak o fotoğrafları çekerken insanların rızasını alın...

Tarih: 8/4/2011
12947 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
YAZARIN KENT SÖYLEŞİLERİ
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri