Yazdır Arkadaşına gönder
Onun işi düve ithalatı
Saadet Erciyas
Saadet ErciyasBirkaç hafta önce İzmir’de düzenlenen 10. Tarım ve Hayvancılık Fuarı’nda, üniversite yıllarından tanıdığım bir arkadaşımla karşılaştım. Fuar alanında oturduk söyleştik. Söyleşi sırasında “Senin ne işin var bu fuarda?” diye sorduğumda aldığım yanıt, ilginç bir girişimcilik öyküsüydü aslında.

Et fiyatının yeniden yükselişe geçtiği, yurt dışından canlı hayvanın yanı sıra karkas et ithal etmenin konuşulduğu şu günlerde arkadaşım Ebru Yumurtacı’nın anlattıkları bana hayli ilginç geldi. Sizlerle de paylaşmak istedim.

600 kiloluk bir ticaret

Ebru Yumurtacı, Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni bitirmiş 23 yıl önce. Mezun olduktan sonra yabancı dil hakimiyeti, aldığı kaliteli eğitimle Türkiye’deki büyük firmaların dış ticaret birimlerinde çalışmış. Son çalıştığı, tarım sektöründe faaliyet gösteren yabancı firma iflas edince, oradaki bağlantılarını kullanarak, kendi işini kurmuş ve içinde “dış ticaret” olan bir başka işe, “düve ithalatına” başlamış.

“Düve ithalatının” ne anlama geldiğini sorduğumda gülerek “Bu işi kız seçmek olarak tanımlayabiliriz. İşin şakası bir yana Türkiye’de damızlık büyükbaş hayvan ihtiyacı olan yatırımcılarla yurt dışındaki yetiştirici ve ihracatçıları buluşturuyorum” diyor. Düve, henüz hiç doğum yapmamış dişi sığır demek. İneğin, doğum yapmadan önceki hali. Damızlık büyükbaş hayvan yatırımlarının başlangıç noktası, genellikle düve temini ile oluyor. Tercihen de gebe düve. Doğumla birlikte süt üretimine başladığı için hayvan, yatırımınızın en kısa sürede getiri sağlamasının yolu bu. 2005 yılından bu yana tarım hayvancılık sektöründe çalışmakta olan Ebru Yumurtacı, bugüne değin İsveç’ ten, Avustralya’dan ve Amerika Birleşik Devletleri’ nden binlerce baş, ağırlıklı olarak damızlık ve bir miktar da besilik hayvanın Türkiye’ye getirilmesine aracılık etmiş. Yakın bir zamanda, bu ülkelere Almanya da eklenmiş, talep doğrultusunda.

Düvelerle mutlu fotoğraflar

Onun sosyal medyada paylaştığı fotoğrafları görünce yaptığı işin hiç de kolay bir iş olmadığını kolayca fark ediyorsunuz. Kocaman çiftliklerde yaklaşık 400 - 450 kiloluk düvelerle, 600 kiloluk ineklerle yan yana çekilmiş fotoğraflarda son derece mutlu görünüyor. Alanında kendisi gibi tek başına çalışan bir başka bayan olmadığını söyleyen Ebru Yumurtacı, bir kadın için zor olsa da yaptığı işi çok sevdiğini söylüyor. Şöyle dile getiriyor duygularını:

“Ben hayvanları çok seviyorum, bu işi de onlarla birlikte olabildiğim için daha büyük bir keyifle yapıyorum. Zaten başka türlü çekilmesi zor bir iş, özellikle de bir kadın için. Evden uzaktasınız, çiftliklerin koşullarını tahmin edersiniz. Benim gibi tek tek hayvan seçimine giden bayan da bildiğim kadarıyla yok. Benim iş yaşamımın yarısı masa başında geçti şimdiyse çiftlikleri gezerek, insanlarla, hayvanlarla toprakla iç içe yapılan bir ticaretle uğraşıyorum. “

Sığır üretimi bilimsel bir iş

Ziraat mühendisliği ya da veterinerlik eğitimi almamasına karşın, konuya olan ilgisi sayesinde ciddi anlamda bilgi sahibi olmuş Ebru Yumurtacı. Ancak paylaştıklarının sadece deneyimleri olduğunu söyleyecek kadar mütevazı. Müşterisiyle yurt dışına gidip, çiftliklerden süt verimi yüksek gebe sığırları tek tek seçen Yumurtacı, tamamen bilimsel bir sürece dönmüş büyükbaş hayvan yetiştiriciliğinde; ABD, Kanada, Avustralya, İsrail, Almanya, Hollanda, Fransa, İtalya gibi ülkelerin deneyimlerini önemsiyor. Ülkelerin ekonomisiyle birlikte hayvancılıkta da sıkıntılar yaşayabildiğini paylaşan Ebru Yumurtacı, teşvikler ve yatırım hızlarına ilişkin şunları anlatıyor:

”Ülkemizdeki büyükbaş hayvan varlığının azlığı, süt ve et üretiminin artırılabilmesi için, damızlık büyükbaş yetiştiriciliğinin desteklendiği, ciddi anlamda teşviklerin verildiği dönemler oldu son on yılda. Örneğin bundan beş yıl önce, Ziraat Bankası yedi yıl vadeli, iki yıl geri ödemesiz, sıfır faizli kredi veriyordu. Bu, o dönemde bu alana yatırımı çok cazip hale getirdi. Büyük yatırımlarla modern işletmeler kuruldu. Yüksek süt verimli, sağlıklı binlerce damızlık hayvan getirildi yurtdışından. Ne yazık ki, evdeki hesap çarşıya uymadı. Damızlık büyükbaş hayvan yetiştiriciliği, riskli bir iş. Her şeyden önce canlı ile uğraşıyorsunuz. Sağlık problemleri ile karşılaşıyorsunuz. Ülkemizde hayvan hastalıklarında hep mücadele halindeyiz. İkincisi, süt veren bir hayvanla uğraşıyorsunuz, üstelik de yüksek verimli. Bu, narin bir hayvan demek. Ona göre bakım istiyor. Diğer bir etken, Türkiye’ de sürü yönetimi konusunda tecrübeli veteriner veya zooteknist veya başka dallarda eğitimi olan yeterli sayıda profesyonel çiftlik yöneticisinin olmaması idi. Birkaç yüz baş sağmal hayvanın olduğu bir çiftliği, endüstriyel bir işletme gibi düşünmelisiniz. Karlı çalışabilmesi için profesyonelce yönetilmesi gerekir. Bu kritik faktörlere, doğal ve ekonomik koşullar da eklendi daha sonra… Süt fiyatlarındaki istikrarsızlık, yem maliyetlerindeki aşırı artış gibi… Tüm bunlar birleşince, bu işi hiç bilmeden, risklerini hiç bilmeden, hesabını iyi yapmadan bu işe giren yatırımcılar ne yazık ki zarar ettiler.”

Doğru fizibilite yapmak önemli

Türkiye’de yaşanan ekonomik dalgalanmaların fiyatları doğrudan etkilediğini anlatan Yumurtacı verilen teşviklere karşın kimi zaman doğru fizibilite yapılmadığı için çiftliklerin zora düştüğünü dile getiriyor. “İdeal olan hayvancılıkta sütten elde ettiğin gelirle yem maliyetini karşılamaktır, bu kritik bir şeydir” diyerek şöyle sürdürüyor sözlerini:

“Süt gelirin yem giderine denk ise başabaş olarak götürür, yavru satarak da kar edersin. Ama Türkiye’de dönem dönem süt ve et fiyatlarında öyle dalgalanmalar, dengesizlikler oluyor ki; insanlar süt parasıyla yem alamıyorlar, o zaman hayvanlar kesime gidiyor. Çünkü cebinden harcayacak o hayvanı beslemek için, o sütü sağmak için harcaması gereken yem parası sağdığı sütün getireceği gelirden daha fazla. O zaman hayvanı kesime gönderiyor. Kimse çiftliğine sağılacak hayvan koymaya çalışmıyor, damızlık hayvan fiyatları da düşüyor. Et fiyatları da buna etken. Et fiyatlarının yüksek olduğu bir piyasada, süt para etmiyor ve kesim daha karlı ise, yetiştiriciler hayvanı beslemekle sağmakla uğraşmıyor, uğraşamıyor.”

Hayvancılık bir kültür

Ebru Yumurtacı ile konuşurken boynundaki kolye dikkatimi çekiyor. Bir inek resmi var kolyesinde. İşi gereği yurt içi ve yurt dışındaki fuarları yakından izleyen Yumurtacı, Amerika’da düzenlenen süt hayvancılığı fuarına ilişkin şunları anlatıyor:

“Bu kolyeyi yurt dışındaki bir hayvancılık fuarından almıştım. Oradaki fuarlarda bu tür malzemeler çok, çünkü bir kültür orada bu iş. Örneğin ABD’ nin Wisconsin eyaleti, Madison kentinde yılda bir kez düzenlenen World Dairy Expo - Dünya Süt Hayvancılığı Fuarı var. Bu fuara 2012 yılında gitmiştim. Çok büyük bir süt hayvancılığı fuarı. Dört beş gün sürüyor, fuar boyunca damızlık yarışmaları düzenleniyor. Bütün süt ırklarının yetiştiricileri geliyor. Muazzam bir yer, bu işte çalışan insanların sırf ufkunu geliştirmek için bile görmesi gereken bir fuar. Fuara okullardan çocukları getiriyorlar akın akın.

Çocuklar hayvanlar nasıl yetiştiriliyor, ne ile besleniyor, süt nasıl üretiliyor, toplanıyor, hayvanlar nasıl ortamlarda yaşıyorlar onu yakından görüyorlar. Bu hayvancılık sektörüne verdikleri önemin de bir göstergesi. Daha çocuk çağdan itibaren bu konuda bir farkındalık yaratılıyor. Fuarda sadece damızlık yarışmalarına giren hayvanları süsleyen kuaför şirketleri var. Çadırların dışında son dakika makyajını yapıyor, spreyler sıkılıyor, onları seyretmek bile ayrı bir keyif, bir tecrübe. Bu fuarlarda aileler yarışmaya katılıyorlar. Üstelik çok büyük çiftlikleri olan aileler. Öylesine sevgiyle yaklaşıyorlar ki hayvanlara, inanamazsınız. Bizde o kadar büyük çiftliği olan ailelerin çocukları, sanmıyorum ki böyle davransın. Vardır elbette, ama ender. Yeni yeni oluyor bizde de, bilinçlendikçe. Bu aslında bir kültür. Ailelerin çocukları, gençleri hiç yüksünmeden gübreleri döküyor, işi kucaklıyorlar. Benim kolyem gibi hediyelik ürün satan onlarca kişi geliyor. Sadece hayvanların ve çiftliklerin resimlerini yapan sanatçılar yer alıyor fuarda. Gerçekten farklı bir kültür bu.”

Yurtdışından alınacak düve sığırları seçen, onların 30 günlük karantina sürelerini izleyen, gemilerle ya da tırlarla ülkeye sağ salim girişini kontrol eden, geldikleri çiftliklerde doğurdukları buzağıları kendi hayvanlarıymış gibi gidip ziyaret eden bir girişimci kadın Ebru Yumurtacı. Türkiye’de damızlık hayvan temin ettiği müşterileri arasında çok sayıda büyük ve teknolojik donanıma sahip çiftlikler olduğunu dile getiren Yumurtacı’nın bu işle ilgili bir hayali de var. Yabancı dil bilen, mesleğini eline almış ve çok ciddi deneyim sahibi olmasına karşın bir stajer gibi çalışmaya razı bu hayali için.

Hayali ne mi? Türkiye’nin dört bir yanında damızlık hayvan getirdiği müşterilerinin çiftliklerinde bizzat çalışıp işin tüm detaylarını öğrenmek ve ileride bir çiftlik yöneticisi olmak…

Tarih: 5/3/2015
6932 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
YAZARIN KENT SÖYLEŞİLERİ
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri