Yazdır Arkadaşına gönder
Modern demokrasiler ve gerçek demokrasi 1
Oğuz Adanır
Oğuz AdanırBu yazı dizisinde daha önce de söylediğimiz gibi modern demokrasilerin içinde bulundukları tarihsel süreci irdeleyecek ve dünyadaki diğer demokratikleşme süreçleri ya da hareketleriyle karşılaştırmalar yapmaya çalışacağız.

Modern demokrasi hareketleri özetle bundan iki yüzyıl kadar önce İngiltere, Fransa ve ABD’den başlayarak kuzey ve batı Avrupa ülkelerinin birçoğuna yayılmıştır. Bu modern demokrasilerin yaşama geçirilme ve gelişme süreçleri zaman içinde hemen bütün dünya ülkeleri tarafından daha yakından izlenmeye başlanmış ve 20. Yüzyıl bir anlamda evrensel düzeyde modern demokratik düzenlere geçme hamlesinin başlatıldığı zaman dilimi olmuştur.

Özgürlük, eşitlik, insan hakları gibi temel kavramlardan yola çıkan modern demokratik yapılanmalar bu başarıyı aydınlanma ve sanayileşmenin motoru sayılabilecek burjuvazi gibi devrimci bir sınıfa borçludurlar. Maddi ve manevi bir gelişme süreci içine giren bu toplumlar modern bir demokrasi kavramı çerçevesinde yeniden yapılanmışlar, yani burjuvazi ve proletarya gibi sınıfsal bir ayrışıma uğrayarak yaklaşık iki yüzyıllık bir mücadeleden sonra bugünlere gelmişlerdir.

Demokrasi mücadelesinin en yoğun, yıpratıcı ve yaratıcı olduğu dönem hiç kuşkusuz 19. Yüzyıl’ın ikinci yarısıyla 20. Yüzyıl’ın ortasında kalan zaman dilimidir. Bu süre içinde Marx ve Marksistlerin geliştirdikleri “Devrim” adlı illüzyonun yeryüzünde ilk kez komünist bir yapılanma ya da blokun batı ya da kapitalist dünya ya da blokun alternatifi olarak ortaya çıkması, Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının sonuçları modern demokrasilerin olgunlaşma dönemindeki en önemli aşamalardır.

Komünist ya da Doğu Bloku’nu bir tehdit olarak gören kapitalizm 1960’lı yıllarda demokratikleşme hareketlerini olabilecek en üst aşamaya taşıyarak, o tarihten sonra bir tür duraklama dönemine girmiştir. Zira bütün dünya toplumlarının imrenerek baktığı bir demokrasi ve özgürlük evrenine benzeyen bu evren karşısında komünist ya da Doğu Bloku 1990’lı yıllarda çökünce kapitalizm bir bakıma neye uğradığını şaşırmıştır. Başlangıçta bir tür rahatlama ve rehavet duygusu hissedilmiş, ancak dünyanın aslında iki kutupluluğa hala ihtiyacı olduğu aradan belli bir zaman geçtikten sonra anlaşılmıştır. Oysa bu tarihten sonra geriye dönüş söz konusu değildir. Bundan sonra olsa olsa yeni bir kutuplaşma süreci oluşturulabilir, ancak bu iş kesinlikle eskimiş ve geçerliğini yitirmiş kavramlarla yapılamaz.

Günümüz dünyası tek kutuplu bir dünya değildir, zira karşısında kendine bir yol çizmesini sağlayan bir rakip, bir alternatif olmadan kapitalizmin herhangi bir yere doğru gitmesi söz konusu değildir. İçinde yaşadığımız tarihsel ve toplumsal süreçte kapitalizmin kendi etrafında dönen ancak hiçbir yere doğru gitmeyen bir sisteme benzediği söylenebilir. Duvarların yıkılması, bir blok ya da kutbun çökmesi diğer blok ya da kutbun da çökmesi olarak değerlendirilebilir. Zira son otuz ya da elli yıllık döneme bakıldığında modern demokratik yapılanmalarda hemen hiçbir somut niteliksel değişim olmadığı gibi örneğin, yaşanan terör olayları bahane edilerek demokrasiler belli kan kaybına uğramışlardır.

Bu toplumların yaşam biçimleri bir yandan çok sıkı bir disiplin sürecine boyun eğen bir demokratik sistemi sınırsız özgürlük talebinde bulunulabilecek, yani haklar ve özgürlükler konusunda onu dejenere edebilecek bir yöne doğru sürüklerken (örneğin, neredeyse hiçbir demokrasi mücadelesi vermeden yaşayan son kuşaklar, bu sınırsız demokrasi talebi çerçevesinde neonazi, neofaşist yönetimleri başa getirme özgürlüğü isteyebileceklerini düşünebilmektedirler); diğer yandan artık alternatif bir kutup ya da blok yokluğu (varsayımı) nedeniyle politik ve ekonomik sistem yurttaşların maddi ve manevi hakları ve özgürlükleriyle giderek kendi bakışı açısı doğrultusunda oynayabileceği gibi bir duyguya kapılabilmektedir.

Bunlar görece yeni yeni tartışılmaya, konuşulmaya başlanan konular olup modern demokrasilerin dünya kamuoyu gözünde artık başlangıç ya da belli bir olgunlaşma dönemindeki saygınlık ve prestije sahip olamadıklarını göstermektedir.

Bu durum karşısında dünya ülkelerinin yeni demokratik yapılanma modelleri sunabileceği, sunması gerektiği söylenebilir. Başka bir deyişle modern demokrasilerin kurucuları olan ülkelerin demokratik yapılarında görülen zaaflar ve sorunların benzerlerini yaşamamak için diğer toplumlar gereken önlemleri almak, kendilerine düşeni yapmak durumundadırlar.

Modern demokrasilerin içinde bulundukları durum, henüz genç sayılabilecek görece demokratik ülkelerin durumuyla giderek daha çok benzerlik göstermektedir. Oysa bir tarafta belli bir sistem oluşturmuş, ancak bu sistemi çağın koşullarına göre yenileyemediğinden her geçen gün çağın gerisine düşüş işaretleri gösteren toplumlar; diğer yanda ise henüz o toplumların olgunluk aşamasında oluşturdukları sisteme benzer bir sistem oluşturma başarısını gösterememiş toplumlar vardır. Dolayısıyla geleneksel bir görünüm almış demokratik yapılanmadan kurtulmak ne kadar zorsa; demokrasiyi gerçekten kalıcı bir sistem haline getirmek de o kadar zordur. Öyleyse bu toplumlar arasında karşılaştırma yaparken tarihsel, toplumsal süreç farklılıklarının asla gözden kaçırılmaması gerekir.

Tarih: 25/1/2014
7543 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri