Yazdır Arkadaşına gönder
Kilizman'dan Kızılbahçe'ye: Tarih içinde Güzelbahçe
Saadet Erciyas
Saadet Erciyasİzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen Tarihe Saygı Yerel Koruma Ödülleri bu yıl onuncu kez verildi. Onuncu yılda İzmir'de Tarihsel Çevre ve Kültür Varlıklarını Koruma Dalı'nda ödül alan yazarlardan biri de sitemizin yazarlarından köşe komşum İlhan Pınar'dı.

İlhan Pınar'ı biz İzmirliler, kentimizi yüzyıllar önce gezip yazarak dünyaya tanıtan yabancı seyyahların kitaplarını Almanca'dan Türkçe'ye kazandıran bir araştırmacı, çevirmen ve yazar olarak tanıyoruz. İlhan Pınar'a bu yıl Tarihe Saygı Yerel Koruma ödülü kazandıran eseri ise "Kilizman'dan Kızılbahçe'ye Tarih İçinde Güzelbahçe" adlı kitabı oldu.

Kitap bu özel ödülü almasının yanı sıra Güzelbahçe'nin ya da İzmir'in yerlilerinin daha çok bildiği adıyla Kilizman'ın tarihini anlatan ilk kitap, yazılı ilk eser olması açısından da önem taşıyor.

Kilizman : İzmir'in ilk sayfiye yerlerinden

Kilizman, aslına bakarsanız İzmirliler'i "sayfiye" kavramıyla tanıştıran beldelerden biri olarak bilinir. Özellikle 1950'li yıllardan sonra ailelerin yaz döneminde birkaç aylığına ev kiraladığı, çoluğu çocuğu, evdeki yaşlısıyla ekonomik bir tatil yaptığı, deniz havası aldığı yerlerden biriydi.

Belleklerde bugün bile tazeliğini koruyan ünlü Pina Plajı, günübirlik deniz keyfinin unutulmaz mekanıydı birçok İzmirli için.

Abdullahağa yöresindeki askeri kampustan sonra balıkçı tezgahlarının, çocuklar için deniz topu, deniz yatağı, can simidi, balık avlayacaklar için malzeme satılan dükkanların sıralandığı, piknikçilerin fırından sıcak ekmek, manav tezganlarından kesmece karpuz alarak konakladığı Kilizman, İzmirliler'in denizle en kısa sürede buluştuğu yer olarak da canlılığını korudu uzun yıllar.

Belleklerimizde daha çok "günübirlik tatil mekanı" olarak yer eden Kilizman'da ya da bugün Kilizmanı' da içine alan Güzelbahçe'de 20 yıldan bu yana yaşamını sürdüren yazar İlhan Pınar, kitabıyla ilçenin çok da bilmediğimiz tarihine ışık tutuyor. Bu beldenin sadece sahil şeridinden oluşmadığını, tarihinin 16. Yüzyıl'a kadar gittiğini dile getiriyor.

Kilizman'ın adı

Kilizman sözlük anlamı olarak baktığımızda sazlık, kamışlık olarak tanımlanıyor. Ben de çocukluğumda yazın ev kiraladığımız Kilizman'da evin hemen yanındaki sazlıkların rüzgarda çıkardığı o ıslık seslerini hala hatırlıyorum. İlhan Bey, o sazlıkların ilçede tarım yapan çiftçilerin ürünlerini denizden gelen tuzlu rüzgara karşı korumak için siper işlevi gördüğünü anlatıyor. Sazlıklardaki sırıkların aynı zamanda tütün ve fasülye dikiminde de kullanıldığını dile getiriyor.

Kilizman deyince bugün akla ilk gelen konu kuşkusuz balık ve balıkçılık. Ancak kitaptan öğreniyoruz ki, balıkçılık bu bölgeye 1940'lı yıllarda yerleşmeye başlayan Karadenizli balıkçılarla gelmiş. Karadenizliler'in ardından 1970'li yıllarda ilçeye gelen Erdekliler ise balıkçılığın daha da gelişmesine katkılı olmuş. Karadenizli balıkçıların akşamları av dönüşü kayıklarını sahile çektiklerini anlatan İlhan Pınar, "O yıllarda liman olmadığı için kayıkçılar sahile çekiyorlardı kayıklarını. Limanın yapım ihtiyacı da buradan doğdu" diyor..

Halkı balıkçılık öncesi tarımla uğraşan Kilizman'ın “Langa” salatalığının çok ünlü olduğunu dile getiriyor İlhan Pınar. Bugün, ancak yerlilerin anımsadığı bu salatalıktan bulmak olanaksız. Yine de ilçenin özellikle yerel pazarları, doğal ürünlerden vazgeçmeyen İzmirlilerin sıklıkla gittiği yerler arasında ilk sırada bulunuyor.

Kilizman adının 12 İon kentinin en önemlilerinden biri olan Klozemenai adından dönüşmüş olabileceğinin tahmin edildiğini belirten İlhan Pınar, bu konuda kesin bir kanıt ya da veri bulunmadığını söylüyor.

Kilizman'ın tarihine baktığımızda Aydınoğulları Dönemi'nden beri bu adla anıldığını öğreniyoruz. Kilizman Osmanlı Dönemi'nde Urla'ya bağlı bir nahiye. İlhan Pınar, Urla'nın en eski camilerinden Fatih İbrahim Bey Camisi Vakfı'nın o yıllarda Kilizman'da incirlik ve zeytinlikleri olduğunu belirtiyor.

Kilizman alan olarak Kavacık, Efemçukuru, Çamtepe, Gödence, Zeytinalanı'nı da içine alan geniş bir bölge olarak biliniyor. Yassıcaada'nın bile o yıllarda Kilizman Nahiyesi'ne bağlı olduğunu dile getiren İlhan Pınar, 1890 yılında, merkezde 800 nüfus bulunduğunu, bunun 150 kadarının da Rum olduğunu anlatıyor.

Kilizman'ın önemi

Kilizman'ın önemini soruyoruz araştırmacı İlhan Pınar'a. "Burası tarihi açıdan Yarımada'yı kontrol eden bir yer. Yarımada'nın anakarayla olan geçiş noktası.Tek başına önemi olan bir yer diyemeyiz ama Yarımada ile birlikte baktığımızda, Yarımada'nın başlangıç noktası.Güzelbahçe bugün denizle dağın birleştiği bir yer" diye yanıtlıyor.

İlhan Pınar'ın yazar kimliğinin yanında bir de çevirmenliği var. Almanca'dan çevirerek hazırladığı “Hacılar- Seyyahlar- Misyonerler ve İzmir” adlı kitabında, 1608-1918 yılları arasında, bu kenti gezmeye gelen yabancı seyyahların anlatımları oldukça ilgi çekici. Peki bu seyyahlar arasında Kilizman'ı ya da bugünkü adıyla Güzelbahçe'yi anlatan, yazan var mı merak ediyoruz… İlhan Pınar anlatıyor:

"Ne yazık ki bu bölgeye uğrayan hiçbir seyyah yok. Sadece 1739 yılında o bölgeden geçen bir seyyah bir kelime olarak söz ediyor. 1830'larda Fransız seyyah Charles Texier'nin bir gravüründe Kilizman - Buladan Köyü insanları tasvir ediliyor. Gravür bize bugün Acemdere'de cami kalıntısı olarak bilinen yerdeki cami hakkında bir fikir veriyor. Ancak bilinen o ki, buraya Evliya Çelebi bile uğramamış. Güzelbahçe'nin 15. ve 16. yüzyıllardaki sosyal yapısına ilişkin Mübahat Kütükoğlu'nun bir çalışması bulunuyor. Kütükoğlu'nun bu çalışması Kilizman ve çevresi köylerinin sosyolojik yapısı hakkında bilgiler veriyor."

Kilizman'dan Kızılbahçe'ye

Kilizman'ın adı ve sınırları yıllar içinde değişim gösteriyor. İlhan Pınar, yaşanan süreci şöyle özetliyor:

"Osmanlı Dönemi boyunca kayıtlarda Kilizman olarak yer verilen çok sayıda köyün merkez köyü olarak önemli bir idari işlev üstlenmiştir. Uzun yıllar şimdi var olmayan Saip Fakıh, Gökbel, Demirci, Buladan, Kızıldağ gibi köylerin idari merkezi, Efemçukuru Kavacık, Bademler, Çamtepe, Zeytinalanı gibi bugün başka ilçelere bağlı olan köylerin nahiyesi ve bucağı olmuştur. Bugün Çamlı, Küçükkaya ve Payamlı olmak üzere üç köyün ilçe merkezi olarak idari yapısını sürdürmektedir. Uzun yıllar Kilizman yerleşimiyle büyüklük bakımından boy ölçüşen ve hatta zaman zaman Kilizman'dan büyük bir nüfusa sahip olan Yelki (Seki) bugün artık iki mahalle olarak Güzelbahçe ilçesine bağlanmıştır."

Kilizman, altıyüz yıla yaklaşan Osmanlı egemenliği boyunca bu adla anılırken, 1927 yılında çıkartılan "Bazı Yer Adlarının Değiştirilmesi Hakkında Kanun”a bağlı olarak bir süre de Kızılbahçe olarak anılıyor. İlçedeki toprağın renginin kırmızı olmasından esinlenerek verilen bu adla 30 yıl boyunca gelişmesini sürdüren Kilizman, 1954 yılında belediyelik oluyor. Ancak adındaki "Kızıl" renk nedeniyle dikkat çeken yerleşim, bu sefer 1957'de çıkartılan "Bazı Yer Adlarının Değiştirilmesi Hakkında Kanun”a dayalı olarak yeniden isim değişikliği yaşıyor. Bugünkü Güzelbahçe adını alıyor.

İlçedeki yaşlı insanların bugün hala Kilizman adını kullandığını dile getiren İlhan Pınar, 30 yıl kullanılsa da Kızılbahçe adının en kolay unutulan isim olduğunu vurguluyor.

Tarihi yazılmamış belde

Tarih araştırmacısı Pınar, 1990 yılından beri yaşadığı ilçeye ilişkin biriktirdiği belge ve bilgilerin ışığında hazırladığı kitaptaki bilgilerin, ilçenin tarihine ışık tutması açısından önemli olduğunu dile getiriyor:

"İnsanın doğduğu ve doyduğu toprakları araştırması, araştırmak için öğrenmesi ve öğrendikçe tanıması kadar keyif verici başka birşey olabilir mi? Güzelbahçe şimdiye kadar hiç araştırılmamış bir belde. Tarihi uzun, ama geçmişi bulunmayan bir kentti. Kilizman 1938 yılında buraya ilk bucak müdürü olarak gelen Enver Saatçıgil'in hatıralarında yer almış. Onun dışında adı sadece salnamelerde ve yıllıklarda geçiyor. Aslında bu durum Güzelbahçe'nin yanı sıra Urla, Karaburun ve Narlıdere için de geçerli. İl Kültür Müdürlüğü'nün hazırladığı, hatalarla dolu envanterde ilçede altı tane tescilli yapıdan söz ediliyor. Oysa bunun dışında da eserler var. Ne yazık ki saha araştırması yapılmamış."

İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin kısa bir süre sonra yayımlanacak İzmir Ansiklopedisi'ni hazırlayan ekibin içinde yer alan yazarlardan biri olan İlhan Pınar, diğer ilçelerin tarihine ilişkin kulaktan dolma bilgilerle yazılan yazılar ve hataların giderilecek olmasından mutlu. Bu nokta da belediyelerin özellikle internetteki sitelerinde yer alan tarihçe bölümlerinde çok ciddi yanlışlar yapıldığından söz ediyor yazar Pınar:

"Bilgiler alan araştırması yapılmadan ve çoğu kez kulaktan dolma anlatımlardan oluşuyor. Resmi bir site olduğu için diğer kurumlar, kuruluşlar ve ödev hazırlayan öğrenciler bu bilgileri alıp kullanıyorlar. Hatalı bilgi, bir grip virüsü gibi oradan oraya yayılıyor. Olmayan bir şeye inanmaya başlıyor toplum. Hazırladığımız İzmir Ansiklopedisi de bu hataların giderilmesi adına önemli bir adım."

Güzelbahçeli'nin artık bir tarihi var

Son zamanlarda ilçelerde başlayan müzecilik, sözlü tarih çalışmaları ve arşiv merakının araştırma ruhunu tetikleyeceğine inandığını söylüyor İlhan Pınar. Sözlerini şöyle tamamlıyor:

"Son dönemlerde yapılan çalışmalar umut vaat ediyor ama yetmez. 1990 yıllarında Tarih Vakfı'nın gerçekleştirdiği sözlü tarih çalışması bu sürecin gelişmesi için çok önemli bir adım oldu. İzmir'de APİKAM'da yapılan çalışmalar yine çok önemlidir. Ancak bu süreçe özellikle yerel yönetimlerin sahip çıkması ve araştırmaları desteklemesi gerekiyor. Ayrıca yapılan çalışmalar halkı kucaklamak durumunda. Halkın yaşamına dokunmalı. Güzelbahçe kitabı bu nedenle önemli. Çünkü Güzelbahçeli insan artık bir tarihi olduğunu biliyor. Yaşadığı yörenin geçmişine ilişkin bilgi veren bir dökümanı var elinde. 'Bu araştırmaları dünkü yönetimler yapmadı' deme lüksümüz yok. Dünkü yönetimlerin yapmadığından şikayet etmek yerine yerel bilgiyi üretmek ve paylaşmak zorundayız. Halk bu bilgiyi almaya çok istekli aslına bakarsanız. Bilgiyi yerel yönetimler üretsin ya da yerel bilgi üreticilerine destek olsun. İnsanların yaşadıkları yere sahip çıkmaları ve orayı benimsemeleri kendiliğinden olmuyor. Bunun için tarihsel bilgi ve bunun getirdiği farkındalık gerekiyor. Yani kısacası merak insanın var oluş biçimidir. Hemşerilik duygu ve değerleri üretmemiz gerekiyor. Yoksa aksi taktirde kentler insan kalabalıklarından ibaret mekanlara döner."

Tarih: 16/1/2013
10690 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
YAZARIN KENT SÖYLEŞİLERİ
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri