Yazdır Arkadaşına gönder
Kent ve sanat kültürü 8
Oğuz Adanır
Oğuz AdanırBirçok İzmirli’nin zihnini sürekli kurcalayan konulardan biri de kentimizde düzenli bir şekilde bir film festivalinin neden gerçekleştirilemediğidir? Uzun yıllar önce meslektaşımız ve dostumuz Prof. Dr. Oğuz Makal bu konuda büyük bir çaba sarf etmiş, biz de elimizden geldiğince kendisine yardımcı olmaya çalışmıştık. On bir yıl sürdürülen festival sonunda tek kişinin çabaları ve çok kısıtlı bir maddi desteğin bu iş için yeterli olmadığını kanıtladığından vazgeçilmişti. İki yıl önce kaldığı yerden devam denilerek İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Dokuz Eylül Üniversitesinin önemli katkılarıyla yeniden başlatma çabaları bir kez daha yarım kaldı. Nedenler üzerinde durmaya çalışalım.

Öncelikle bu tür festivallerin baştan itibaren kurumsallaştırılması gerekiyor. Başka bir deyişle bu iş bir bakan, bir belediye başkanı, bir üniversite rektörünün, vs konuya gösterdiği ilgiyle sürdürülemez. Zira biri ilgi gösterir işler yürür, biri göstermez işler durur! İkincisi içinde bulunduğumuz şu aşamada bütün maddi kaynaklar kurumsal bir niteliğe sahip olsa bile yapacağınız festivalin içeriği, teması, film türleri giderek ön plana çıkmaya başladı. Çünkü Cannes, Berlin, Venedik vs gibi film festivalleri 1980’li yıllardan bu yana giderek prestij kaybına uğrarken benzer türde festivaller düzenlemek doğru bir iş midir?

Sayısını tam olarak belirleyebilmek olanaksız görünmekle birlikte günümüz dünyasında 700 dolayında film festivali düzenlendiği söylenebilir. Bugün itibarıyla Avrupa ve Akdeniz’de sahili bulunan ülkelerde değişik tema, konu ve içeriğe sahip belki de 400’den fazla irili ufaklı film festivali düzenleniyor. Bunların 100 kadarı uzun metrajlı filmlere yönelik. Avrupa’da film festivali gerçekleştirme rekoru Fransızlarda. 60 kadarı kısa metrajlı film festivali olmak üzere ülkede toplam 150 dolayında film festivali gerçekleştiriliyor.

Bunların en prestijli olanı Cannes olup, nasıl gerçekleştirildiğine dair kısa bir bilgi verelim. Zaman İkinci Dünya Savaşı sonrası 1946-1947 yılları. Bütün Avrupa gibi küçücük Cannes kenti sakinleri de içinde bulundukları yoksulluk ve sefaletten nasıl kurtulacaklarını araştırıyorlar. Kentin şoförler cemiyeti, restoran sahipleri derneği, berber-kuaförler derneği, otelciler, belediye bir araya geliyor ve Gilles Jacob’un önerisini değerlendiriyorlar. Bu festival sayesinde kentin yazgısı değişiyor. Bugün nüfusu 75 bini bulmayan boyu küçük şanı şöhreti dünyayı sarmış Cannes büyük ölçüde bir kongreler kenti oldu. Bu kentte festivalin varlığından yararlanan çok sayıda kuruluş var. Örneğin, ilk yıllardan bu yana festivale destek sağlayan otellerden biri dünyaca ünlü yüzlerce yıldızı konuk etmesi nedeniyle bugün yılın 365 gününe ulaşan bir doluluğa sahip. Festival döneminde kentin100 kilometre yakınlarına kadar bütün otel ve pansiyonlar en az iki, üç hafta süreyle artık uzman ve ilgililerden çok tamamen turistlerle doluyor. Cannes’da ayrıca bir medya pazarı kuruluyor ve televizyon ödülleri veriliyor.

Bunların dışında Akdeniz’de sahili olsun olmasın ona yakın ülke Akdeniz film festivali düzenliyor. Öyleyse şan olsun diye festival yapmaya çalışmanın bir anlamı yok. Üstelik katılımcılara bir de cazip maddi ödüller sunamıyorsanız sinema çevrelerinin festivalinize beklediğiniz ilgiyi göstermemesini anlayışla karşılamak durumundasınız. Bu yüzden beş, altı yıl kadar önce oturup İzmir’e nasıl bir film festivalinin yakışacağını araştırdım. Bu araştırmayı ülkede sosyal bilimler alanında en çok basılan ve okunan kitap türünden yola çıkarak yaptım. Çünkü düzenli ve nitelikli bir asgari seyirci kitlesi festival masraflarının karşılanmasında önemli bir unsur. Türkiye’de sosyal bilimler içerikli kitapların yarısından çoğu (kimi yıllar yüzde 60-70) tarih alanıyla ilgili. İzmir’de dünyanın yaşayan en eski kentlerinden biridir diye iddia ettiğimize göre, dünya çapında bir “Tarih Konulu Film Festivalinin” bize uygun bir seçim olabileceğini düşündüm.
Bu festival iki yılda bir düzenlenmeli. Zira dünya çapında olma iddiası her festival öncesinde çok uzun bir hazırlık dönemini zorunlu kılacaktır. Düzgün ve gerçekten dünya çapında bir festival niteliğine sahip olabilmesi için bu süre oldukça makul. Doğal olarak böyle bir festival İzmirlilerin bir araya gelmesiyle mümkün olabilir. İzmirliyiz diyoruz ama yapar mıyız bilemiyorum? Ben daha iyi bir festival fikri varsa ona da razıyım. Belediye, Üniversiteler ve diğer kamu kuruluşları, Sivil toplum örgütleri her seferinde festivale katkıda bulunabilirler.

Öncelikle bir vakıf, dernek ya da festival düzenlemeye uygun bir yapılanmanın oluşturulması gerekir. Düzenli ve kalıcı bir mekan (örneğin, Büyükşehir Belediyesi bir yer tahsis edebilir), çok dil bilen elemanların da yer alacağı sinema ve tarih tutkunu insanlardan oluşan düzenli bir ekip kurulabilir. Birçok festival sırasında olduğu gibi festival döneminde otobüsler, dolmuşlar, taksiler, berberler-kuaförler, restoranlar-lokantalar-kafeler, vs festivale gelen konuklara tarihli sinema biletlerini gösterme karşılığı ücretsiz olabilir, yüzde 10’dan yüzde 30-40 kadar giden indirimler yapılabilir.

İzmir’in konuya ilgi duyan esnaf ve bütün diğer odaları bu sürecin içinde yer almalıdır. Kentin yani az çok herkesin kazanacağı bir süreç ancak dayanışmayla yaşama geçirilebilir ve kalıcı bir görünüm kazanabilir.

Dünyanın İzmir’de böyle bir festival yaptığından haberdar olabilmesi için ilk üç ya da dört festival sırasında çeşitli dallarda en az bir milyon Euro dolayında bir ödül dağıtımı şarttır. Oysa bunu bir tür reklam kampanyası olarak görmek gerekir. Zira en geç beşinci festival sonrasında Internet ve sosyal medya üzerinden bütün dünyanın kentimizde yapılacak böyle bir festivalden haberi olacaktır. Ayrıca bu ödüller nedeniyle gerek dünya medyasının belli bir kesimi gerek dünyanın çeşitli ülkelerinden gelecek ödül sahipleri kendi ulusal medyalarında hiç kuşkusuz olayın İzmir’de geçtiğinden söz edeceklerdir.

Yanlış bir bilgi sahibi değilsem, Kadife kale yamaçlarında gerçekleştirilmesi planlanan muhteşem bir arkeolojik eserler müzesinin yanı sıra bundan önceki yazı dizilerimizde sözünü ettiğimiz müzeler ve diğer yapıların aynı süre içinde devreye sokulması durumunda bu işten sizce kim kazançlı çıkacaktır lütfen söyleyin. Benim görebildiğim kadarıyla dünyada henüz böyle bir festival gerçekleştirilmemiştir. Bilenler varsa da lütfen bildirsin.

Bu festivalin içeriği ve nasıl düzenlenmesi gerektiği konusundaysa iş o aşamaya gelirse ayrıntılara gireriz. Çok kötü bir yönetim dışında bu etkinliğin mevcut koşullarda sona erme şansı yoktur, çünkü bunun için tarih kavramının sona ermesi gerekecektir. Ülkenin ve dünyanın her yerinden tarihe meraklı olan herkes zamanla bu festivali izlemeye gelecektir. Çünkü göz kamaştıracak bir festival gerçekleştirilecektir. Bu festival öncesinde, sırasında ve sonrasında başka yan etkinlikler düzenlenecektir. Başka bir deyişle festival süresi 15 gün olmakla birlikte öncesi ve sonrasında gerçekleştirilecek etkinliklerle bu süre en az bir buçuk aya çıkartılabilir. Hepsinin dört dörtlük etkinlikler olması için ne gerekiyorsa yapılmalıdır.
İzmir’le ilgili bütün proje önerileri bir irade ve istek sorunudur. Dünya liginde oynamak isteyen bir kent miyiz yoksa kendi yağında kavrulmaya razı bir kent olarak mı kalacağız? Dünya kenti olmak ya da olmamak gibi bir sorunumuz var mı yok mu? Bu sorunun yanıtını bilirsek bizler de boşuna nefes tüketmekten ve bu tür projeler üretmekten vazgeçebiliriz.

Tarih: 1/7/2014
7793 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri