Yazdır Arkadaşına gönder
Kalıcı demokrasi kültürü 13
Oğuz Adanır
Oğuz AdanırBazı konularda konuşmanın hiçbir işe yaramadığını bilmekle birlikte insan olan biteni izledikçe kendini tutamıyor. Bir işe yarasın ya da yaramasın ya da birileri tarafından duyulsun ya da duyulmasın konuşmak istiyor.

Çocuklar ve çocuklara yakın bir zihinsel yapıya sahip ilkel toplumlar karşılaştıkları sorunları pratik zekalarıyla olabilecek en kısa yoldan çözmeye çalışırlar. Günümüz dünyasında yüksek öğrenim görenler de dahil olmak üzere insanların çoğu benzer bir şekilde sorunlarını en kısa yoldan çözmeye çalışırlar. Genellikle de başlarda sorunlarını çözdüklerini düşünürler. Oysa en kısa yolun pek çok konu ve alanla ilgili olarak aslında en uzun yol olduğunu görmezler. Bu gerçeği fark ettiklerindeyse genellikle iş işten geçer.

Türkiye'nin güneydoğusunda yaklaşık otuz beş yıldan bu yana bir sorun olarak kabul edilen olay bu süre boyunca en kısa yoldan çözülmeye çalışıldı. Son aylarda sorun sürekli yüzdelerle ifade edilip kısa bir süre sonra çözüleceği belirtiliyor. Kimse otuz beş yıldır süren bu konunun neden otuz beş yıl boyunca sürdüğünü sorgulamıyor.

Peki bu kısa yol neydi? Bu kısa yolun adı hepimizin bildiği gibi silahlı şiddet ve terördü.1980'li yılların başlarından bu yana birbirlerine karşılıklı kurşun yağdıranlar aradan otuz beş yıl gibi neredeyse bir kuşak boyu olarak nitelendirilebilecek bir süre geçmesine karşın bu "kısa yolda" bir adım bile ilerleyemediklerini ve bir dolap beygiri gibi aynı noktanın çevresinde dönmeyi sürdürdüklerini nasıl oluyor da fark edemiyorlar ya da fark etmiyormuş gibi davranabiliyorlar? Oysa bu davranış biçimini sürdürmek maddi kayıplar bir yana otuz binden çok insanın paha biçilemeyecek yaşamlarının sona ermesiyle noktalandı. İnsan aynı dini inançları paylaşan Türkler ve Kürtler'in öteki dünyada ne yaptıklarını elinde olmadan merak ediyor...

Yakın coğrafyadaki daha eski bir olay olan Filistin örneği ve bizzat yaşadıklarından ders almayanlar başkalarının canlarını yitirmesine yol açarak tarih önünde öncekiler kadar bu yaşamların yitirilmesinden de sorumlu tutulacaklardır. Burada tarih kimseye bir ayrıcalık tanımayacaktır.

Bu kısa yolun daha ne kadar can kaybına yol açacağını söyleyecek birileri var mı? Çoğunluğu genç bu kadar insan yaşamlarını ne için yitirdi? Kan, şiddet, ölümden başka bir sonuca yol açmayan bu sürece bir an önce dur demek ve "uzun yolu" denemeyi kabul etmek gerekiyor. Aslında uzun yol belki de sanıldığından çok daha kısa bir yoldur.

Öncelikle Meclis'te altmıştan fazla milletvekili bulunduran Kürt kökenli yurttaşlar radikal bir tavır değişikliği sergilemek durumundalar. Teröre karşı radikal bir tavır sergilememek onların terörle suç ortaklığı yapmaları şeklinde algılandığından bu adım atılmak zorundadır. Akılcı çözüm buradan geçiyor. Kimi zaman üste çıkabilmek için alttan almayı bilmek gerekir. Birinci aşama bana göre budur. Bu yeni süreci başlatmak kamuoyunun, özellikle de gençlerin sempatisinin ve desteğinin kazanılmasını sağlayabilir. Öncelikle dağdaki ve bölgedeki şiddet olaylarının sona ermesi sağlanmalıdır. Suçlular yasalar önünde yargılanmalıdır yoksa başka bir şekilde değil.

Bu aşamadan yani silahlar tamamen sustuktan sonra Güneydoğu'da yaşayan Kürt kökenli yurttaşlar Meclis'te tüm diğer partileri ve aynı zamanda medya aracılığıyla gerçekleştirecekleri tartışma niteliğindeki açıklamalarla kamuoyunu nihai amaçları konusunda içten ve somut bir şekilde bilgilendirmelidirler. Bu sözcüğün gerçek anlamında bir bilgilendirme olmalıdır, yoksa bir ültimatom ya da bir dayatma değil. Zira bunun nasıl sonuçlandığını ya da sonuçlanamadığını geçen otuz beş yıl açıkça gösteriyor.

Uzun yolu kabul edenler zekalarıyla haklı talepleri olduğunu yüzyıllar boyunca aynı gökyüzü, aynı topraklar üstünde barış içinde birlikte yaşadıkları Kürt kökenli olmayan tüm diğer yurttaşlara kanıtlamak zorundadırlar. Çünkü hem kendinin hem de karşısındakinin insan olduğunu düşünenler böyle yapar. Sorulacak tüm karşılıklı sorulara, yapılacak tüm eleştirilere herkes sabırla yanıt vermek zorundadır. İnsan haksız olduğunda haksızlığını kabul etme erdemini gösterebilmelidir. Hem azınlık olduğunu söyleyip hem de kabadayılık yapmak mantıksızca davranmak demektir. Aynı şey çoğunluk için de geçerlidir. Süreç artık zekalar arası bir rekabete dönüşmeli, yani insani bir görünüm kazanmalıdır. Böyle bir süreç hem kamuoyunda karşılıklı sempatizanlar kazanılmasını sağlayabilir hem de bütün dünyaya insanca tartışma konusunda örnek olunur.

Bu ikna süreci belki uzun sürecektir ancak sorun çözüldüğünde bir daha tekrarlanma olasılığı da ortadan kalkacaktır. Kamuoyunu ikna edememe durumunda muhataplar neden ikna edemediklerini araştırmak ve taktik, hatta strateji değiştirmek zorunda kalabilirler. Uzlaşma demek özveri demektir. Bu tür konularda tek taraflı özveriden söz edebilmek olanaksızdır. Bunun istisnai bir örneği bile herhalde kolay kolay bulunamaz. Öyleyse tüm kesimlerin duygusal yaklaştığı (yani akılcılıktan anında uzaklaşabildiği) bu hassas konu üstünde gerçekçi, kabul edilebilir öneriler üretmek gerekiyor. Ülkenin çok büyük bir kesimi bölünme sözcüğünü duymaktan dahi hoşlanmıyorsa bu sözcüğü kullanmamak gerektiğini anlamak ve yerine başka sözcükler üretmek gerekiyor.

Bu tür konularda insanların kimi zaman bir çocuğu ikna etmeye çalışırcasına çok dikkatli bir şekilde davranmaları ve konuşmalarında yarar var. Belki de yolun sonunda ikna etmeye çalışanlar diğerleri tarafından ikna edilebilir. Belki herkesin kazançlı çıkacağı sonucun ayrılmak değil birleşmek olduğu anlaşılır. Olaylar bu noktaya birilerinin konuya biraz da Batılı toplumların gözlükleriyle bakması yüzünden sürüklendi. Bu durumda soruna bir kez de Anadolu insanının gözlükleriyle bakmakta yarar olabilir.

İnsanlar yapıcı bir tavır sergiledikleri andan itibaren düşgücünün devreye gireceği ve belki de binlerce düşgücünün bir araya gelmesiyle güzel, olumlu görece herkesi mutlu edebilecek bir sonuca ulaşılabileceği söylenebilir. Ben "akil insanlar" yerine Güneydoğu ve her bölgeden "akil gençleri" gruplar halinde bir araya getirerek geleceği nasıl gördüklerini ve konuda önerebilecekleri bir çözüm olup olmadığını görmek ya da duymak isterim. Çünkü gelecekte bizim yaşadığımız sıkıntılar ve sorunlara benzer şeyler yaşamak istemiyorlarsa bir şeyler yapmak zorundalar. O zaman onların önlerini açalım ve işlerini kolaylaştıralım. Vicdanları sızlayanlar ve insanları insan olarak görenler bu konuda herhalde ellerinden geleni yapacaklardır. Çünkü her gün yitirilen canlar insani değerlere sahip olan yurttaşların geceleri rahat uyku çekmesini engelliyor.

Yıkıcı olmak kimsenin işine yaramadığına göre isterseniz bir de yapıcı olmayı deneyelim. Ne kaybederiz ki?

Tarih: 5/3/2016
5512 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri