Yazdır Arkadaşına gönder
İzmir sinemalarının ateşle dansı
Yaşar Ürük
Yaşar Ürükİzmir şehrinin "20. Yüzyıl'ın sanatı" olarak adlandırılan sinema ile tanışması oldukça eskidir. Gazete sütunlarından edindiğimiz bilgiler; 1896 yılında (Cumhuriyet döneminde uzun yıllar "yangın yeri" olarak adlandırılacak) o zamanların Frenk Mahallesi'nde bulunan Apollon salonunda çeşitli filmlerin oynatıldığını göstermektedir. Dillerde henüz "sinema" sözcüğü yoktur. Yalnızca filmi oynatan aletin adına "kinematograf" denilmektedir. Bu tarih oldukça önemlidir. Çünkü insanlığın sinema ile tanışması üzerinden henüz bir yıl geçmiştir ve Akdeniz'in incisi İzmir salonlarında film makaraları dönmeye başlamıştır bile.

O günlerden günümüze geçen ve yüz yirmi beş yıla yaklaşan müthiş serüvende İzmir gerçekten "Sinema cenneti" bir şehir olmuştur. Ancak bu serüvende İzmir'deki salonların bir çoğunun kaderinin "yangın" ile de kesiştiği görülmektedir. Bu nedenle bu yazıda İzmir sinema tarihini sadece "Sinema yangınları" açısından mercek altına almaya çalışacağız.

Başlangıçta düzensiz giden ve özellikle İzmir'in Frenk bölgesinde birçok kafe ya da benzeri alanlarda gelişi güzel gösterimler sunan sinema mekanları için (ki benzer bir sıkıntı elbette İstanbul'da da vardır, 1903 yılında Osmanlı Devleti, "Sinematograf İmtiyazı" adıyla 26 maddelik bir tür yönetmelik yayımlar. Bu "imtiyaz"ın projektörlerden operatörlerin donanımına kadar teknik altyapıyla ilgili özellikler ve dahası sinema salonları, sinemanın ahlaksal etkileri, filmlerin içeriği ve sinemanın akademik, teknik ve askeri eğitim alanlarındaki rolüne odaklandığı görülmektedir. Metindeki bazı maddeler özellikle Abdülhamid hükümetinin, imparatorluğun siyasal çıkarlarını ve itibarını ön planda tutmaya çalıştığını göstermektedir. Ancak bu uzun metinde sinemalarda meydan gelebilecek olası yangınlarla ilgili bir ifade bulunmamaktadır.

İzmir'de, gazetelerde yer alan ilk yangın bilgisi haberini 22 Nisan 1912 tarihli Hizmet Gazetesi'nde görürüz. Haberin başlığı "Sinematografhanede yangın"dır. Bir başka yangın bilgisini İzmir'de de sinema çalıştırmış olan Cemil Filmer'in anılarında okuruz:

"Asri Sineması'nı işleten Sait (Eczacıbaşı) Bey, İzmir'in hem zengin hem efe geçinen simalarından biri. Aramızda ticari rekabet var, haliyle olacaktır. Benim kadro elemanlarımdan reklamları, program afişlerini, el ilanlarını dolaştırıp dağıtan çocuğu kendi sineması önünde tokatlıyor ve elindeki ilanları yırtıyor. Çocuk ağlayarak geldi ve haber verdi. Hemen yanıma iki adamımı aldım, ellerine birer iri sopa verdim. Bakalım el mi yaman, bey mi yaman? Reklamcı çocuğu ve afişleri de aldım, doğru Asri Sineması'nın önüne. Orada dikildik. Çocuklar bağırıyor, ellerindeki zili çalıyor ve 'Yarın Ankara Sineması'nda şu film' diye reklam yapıyorlar, el ilanı dağıtıyorlar. Bir süre bekledim. Bakalım müdahale eden olacak mı diye. Kimse karışmadığı gibi, kimseler ortada gözükmedi. Aradan bir süre geçtikten sonra yine bizim çocuklardan biri koşarak geldi ve Asri Sinema'nın yandığını haber verdi. Yazıhaneden hemen fırladım, koştum. Sinemaya varınca makine dairesindeki filmlerin tutuştuğunu gördüm. Sinemanın müdürü elinde su hortumu, musluğu açmayı unutmuş, aptallaşmış, dehşetten açılan gözleri ile yangına bakıyor ve put gibi duruyor. Hemen elinden hortumu kaptım, bizim çocuklar da yetişti, beş dakika içinde yangını söndürdük. O sırada Sait Bey geldi ve beni kucakladı, 'Yahu sen neymişsin be!' diye bana iltifat etti. O yıldan sonra kendileri ile dostluğumuz bozulmadı ve yıllarca devam etti..."

Cemil Filmer'in söz ettiği yangın olayı İzmir sinemalarında çok rastladığımız bir felakettir. Gerek alevlenmek için bahane arayan yanar filmler, gerekse elektrik kontakları birçok sinemanın sonunu getirir ve hatta bu yangınlar içinde faciaya dönüp, can kaybı olanlar da yaşanır. Ülkemiz sinema tarihi açısından oldukça önemli bir yere sahip olan İzmir şehrinde Cumhuriyet öncesinde Rıhtım'dan Beyler Sokağı'na, Karşıyaka'dan Irgatpazarı'na kadar çok sayıda sinema salonu olduğu görülmektedir. Bunlardan biri de o günlerde söylenen adıyla Kokaryalı'daki Merkez Sineması'dır. Mithatpaşa Caddesi ile sahil arasında yer alan bu ahşap sinemanın sahibi İzmir'in hayırseverliği ile de tanınan iş insanlarından Hocazade Ahmet Ragıp (Üzümcü) Bey'dir. Bu sinema da, İzmir'deki diğer sinemalar gibi özellikle Pathé Juornal filmleri başta olmak üzere halkın büyük ilgi gösterdiği komedi ve dram filmlerini de göstermektedir. Sinemanın programlarına bakıldığında, Irgatpazarı'ndaki Osmanlı Sineması ile işbirliği yaptığı ya da bir işletme ortaklığının olduğu düşünülebilir.

O dönemde bazı özel yapımlar dışında sinemalarda gösterilen filmler günümüzdekiler gibi sesli ve uzun değil, sessiz ve oldukça kısadır. Hatta birçok sinema sessiz olduğu için, sahne aralarına yazılı açıklama yerleştirilerek gösterilen filmlere eşlik etmesi için canlı müzik çaldırmakta ve bu da perde altına yerleştirilen bir piyanoyu çalan piyanist tarafından gerçekleştirilmektedir. Bu nedenle de sinemalarda genellikle uzunlu kısalı çok sayıda film aynı program içinde art arda gösterilmektedir.

19 Eylül 1924 Cuma günü, 400 sandalyeye sahip Kokaryalı Merkez Sineması matine gösterimi için özellikle kadınlar ve çocuklarla tıklım tıklım dolmuştur. Çünkü aralarında herkesin merakla beklediği "Dumlupınar" filmi olmak üzere, programda çok sayıda gösterilecektir. Saati gelir ve filmler art arda gösterilmeye başlar. Sıra Dumlupınar zaferi ile ilgili filme geldiğinde salonda büyük bir heyecan yaşanır. Kokaryalı seyircileri filmi çok beğenmişlerdir ve şiddetle alkışlarlar. Seans tamamlandığında izleyiciler sinemayı terk etmez ve alkışlarla Dumlupınar'ın bir kez daha gösterilmesini isterler. Bu istek yerine getirilir ve film ikinci kez izlettirilir. Ancak salondakiler o kadar beğenmişlerdir ki şiddetli alkışlarla Dumlupınar'ın üçüncü kez gösterilmesini de sağlarlar.

İşte bu son gösterimde beklenmedik bir şey olur. O dönemde kullanılan sinema filmleri ısıya dayanıksız ve çabuk alev alan malzemeden yapılmaktadır. Bu nedenle kolayca tutuşmaması için makine dairelerinde bulundurulan çinko dolaplar içinde korunmaktadır. Kokaryalı Merkez Sineması makine dairesinde de böyle bir dolap mevcuttur ancak en fazla on makara film alabilmektedir. Oysa o gün sinemada gösterilen filmlerin toplamı on sekiz makaradır ve bu nedenle dolaba sığmayan sekiz makara film yere sıralanmıştır. İşte son gösterim sırasında sinema makinesinde kullanılan kömürlerin ark yapması sırasında fırlayan kıvılcımlar yerdeki bobinlerin üzerine düşer ve kolayca tutuşan bir maddeye sahip olan filmler birden alev alır.

Makine dairesindeki sinema operatörü Salih Efendi birden büyüyen ateşi görünce yanmaya başlayan bobinleri kucakladığı gibi makine dairesinden dışarıya fırlar. Amacı yanan bobinleri hemen yakındaki çıkış kapısından dışarıya atmaktır. Sinemanın makine dairesi sandalyelerin olduğu zeminden bir buçuk metre kadar yukarıdadır ve yedi - sekiz basamaklı bir merdiveni vardır. Salih Efendi makine dairesinden aşağıya inerken bobinleri saran ateş büyür ve yüzünü yakar, merdiveni de bu nedenle rahatça inemeyen makinist elindeki bobinleri can havliyle fırlatır atar. Ne yazık ki yanan filmler tam çıkış kapısının ağzında ahşap zemine düşer düşmez ateş bir anda parlayarak her yere yayılır. Salondakilerin büyük neşesi bir anda facia çığlıklarına döner.

Sinema, Kokaryalı'nın kalabalık bir noktasında olduğu için tüm çevre esnaf ve ahali yardıma koşar. Facianın büyümesini önlerler. Ancak gene de ateşten kaçamayıp ilk anda hayatını kaybeden sekiz kişi dışında ciddi şekilde yaralanmış sekiz de yaralı vardır. Yangın anında ve enkaz altında kalarak hayatlarını kaybedenler; o sırada Başbakan olarak görev yapmakta olan İsmet Paşa'nın ağabeyi Tabip Binbaşı (sonradan Yarbay olacak) Ahmet Mithat (Temelli) Bey'in eşi, yine Tabip Doktor Kâzım Bey eşi ile iki küçük çocuğu, tüccar Ragıp Bey'in on iki yaşındaki kızı, manifaturacı Muhlis Bey'in iki yaşındaki kızı ve bakıcısı, Selanikli boyacı Sefa Bey'in yirmi dört yaşındaki kızıdır. Yaralılardan yedisi de kaldırıldıkları Memleket Hastanesi'nde hayatlarını kaybedince faciada ölenlerin sayısı 15'e ulaşır.

Bu facianın yaşandığı alan Cumhuriyet tarihi boyunca çeşitli şekillerde kullanılır. 1950'li yılların sonlarında ise aynı yerde yazlık Sahil Sineması'nı görürüz. Sinemanın sahibi bir dönem muhtarlık da yaptığı için sinema "Muhtar'ın Sineması" adıyla da anılır. Sinema bir dönem Lütfü Bey tarafından işletilir. Lütfü Bey aynı zamanda sinemanın makinistliğini yaparken, gişede de kız kardeşi durmaktadır. Sinema 1971 yılında Poligon semtinde, Afyon Mahallesi olarak bilinen bölgede, 47. Sokak'aa taşınır. Adı yine Sahil'dir. Bu satırların yazarının da gişesinde çalıştığı sinemanın işletmecisi, yine Güzelyalı'nın önemli sinemalarından biri olan Vadi Sineması'nın işletmecisi olan Yusuf Akkan'ın ağabeyi Emin Akkan'dır. Sahil'de boşaltılan sinemanın yeri sonraki yıllarda önce müzikhol, ardından zemin katında banka olan bir apartman olur.

Bu yangının, kendisi de Göztepe'de yaşayan, Uşakizade Muammer Bey ile ilgili trajik bir sonucunun daha olduğunu söylemek gerekir. Gazi Mustafa Kemal'in kayınpederi de olan ve döneminin en ünlü tüccarlarından Muammer Bey yaşamında iki kez İzmir Belediye Başkanlığı yapar. Bunların ilki 5 Temmuz 1909 tarihinde sonuçlanan seçimle gerçekleşir. Ancak kısa zaman sonra Aydın Valiliği görevine atanan Mahmut Muhtar Paşa geldiği günden itibaren İzmir'in ileri gelenleriyle ters düşecek davranışlarda bulunur. Bu çekişme valiliğin belediye ile olan ilişkilerine de yansır ve Mahmut Muhtar Paşa kısa zaman içinde Muammer Bey'i iki kez görevden alır. Şehrin ileri gelenlerinin tepkisi sonucu bakanlık bu görevden almaları kabul etmez. Ancak bu gerilimden sıkılan Muammer Bey valilikle düştüğü anlaşmazlık sonucu 1 Şubat 1910 tarihinde bu kez kendisi istifa ederek görevini bırakır. İzmir'in kurtuluşundan sonra ilk belediye başkanlığı görevi Şükrü Kaya'ya verilir. Ancak milletvekili seçilmesi nedeniyle Kaya 1923 yılı Eylül ayında görevi bırakır. Yerine Evliyazade Refik Bey atanırsa da iki hafta sonunda o da başkanlıktan ayrılır ve bu nedenle yapılan seçim sonucunda Uşakizade Muammer Bey 13 Şubat 1924 tarihinde ikinci kez İzmir Belediye Başkanı seçilir. Dolayısıyla bir Şubat ayında bıraktığı göreve on dört yıl sonra bir başka Şubat ayında yeniden seçilerek dönmüş olur.

Ancak belediyenin kendi içinde var olan çekişme ve çatışmalarla sancılı günler yaşayan Muammer Bey'in başkanlığı Kokaryalı Merkez Sineması yangını ile temelinden sarsılır. Faciada can veren izleyicilerin tamamı kadın ve çocuklardır. Olaydan hemen sonra "Can güvenliği koşulları bulunmadığı" gerekçesiyle İzmir'deki tüm sinemalar belediye tarafından kapatılırsa da, basının yüklenmesi sonucu yangının sorumluluğu belediyeye yıkılır. Oluşan baskıların sonucunda Muammer Bey, "Sağlık durumunun yeterli çalışmasına olanak tanımadığını" beyan ederek belediye başkanlığı görevinden istifa eder. Üç ay sonra yapılan seçimlerden sonra bu göreve kısa zaman önce İzmir Valiliği görevinde de bulunmuş olan Aziz (Akyürek) Bey gelir. Bu yangın, İzmir'de birçok işte adını sık sık duyduğumuz işadamı Muammer Bey'in de şehirle ilişkisinin sonu olacak ve hayatına göç ettiği İstanbul'da sürdürecektir.

"Sinemalardaki yangın tehlikesi" konusu bu yangından sonra bir kaç yıl gazetelerde haber ya da köşe yazısı konusu olmayı sürdürür. 1930'lu yılların başları, İzmir'de önemli imar hareketlerinin görüldüğü bir dönemdir. Çiçeği burnunda belediye başkanı olan Doktor Behçet Uz, Cumhuriyet Dönemi'nin beşinci belediye başkanıdır ve dokuz yıl sürecek başkanlık döneminin neredeyse yarısında birlikte çalışacağı İzmir Valisi Kazım Dirik ile birlikte şehrin gelişmesi konusunda da müthiş bir uyum içindedirler. Devasa büyüklükteki yangın yerinde adeta yeniden bir şehir yaratılma çabası sürerken, mevcut yapılaşmada da oldukça cesur adımlar atarlar. Nitekim, o dönemde oldukça harap ve bakımsız durumda olan, bu nitelikleriyle de tehlike yaratan sinema salonlarının ıslahı için gösterilen çabaların yanı sıra özellikle "sesli" filmlerin yayılmasıyla patlayan seyirci sayısı İzmir'de yatırımcı kişilerin gözlerini bu alana çevirmelerine neden olur. Öte yandan İzmir sinemalarının bir çoğunun yeni açıldığı ya da yenilendiği yıllar olan bu dönemde, sinemaların gelişmesine Behçet Uz'un yanı sıra, Süleyman Ferit Eczacıbaşı'nın kardeşi olan Sinemacılar Cemiyeti Başkanı Sait Bey'in de katkıları olur.

28 Mart 1930 tarihinde, Anadolu Gazetesi'nde sinema salonlarının özellikleri ile ilgili önemli bir haber çıkar. "Çok geç kaldılar" başlıklı haberin alt başlığı ise "Sinema mevsimi geçerken tedbirler almaya başladılar"dır. Haber şöyledir:

"Şehrimizdeki sinemalardan bazılarının sinemalar hakkındaki talimatnameye muvafık şekilde olmadığı ve içinde istirahat esbabını temin eden vesait bulunmadığı anlaşılmıştır. Belediye makine mühendisliği tarafından sinemalarda tetkikat yapılmış ve noksanlar tesbit edilmiştir. Talimatname ahkamı tatbik edilecektir. Bunun için Belediye Reisliğinden bütün sinema sahip ve müstecirlerine bir mektup gönderilmiştir. Talimatnamede yazılı olduğu halde sinemada bulunmayan tesisat ve eksik tedbirler Belediyece tayin edilen iki aylık bir zaman zarfında tamamen yapılacaktır.

Talimatnameye nazaran sinemalarda halkın istirahatini tamamen temin edecek, havasızlıktan bunalmasına mani olacak vesait bulunacaktır. Koltuklar ona göre yapılacaktır. Salonun oturulacak mahalleri birbirine döşeme ile tesbit edilmiş bulunacaktır. Mevkilerin adedi belediyece tayin edilmiş olacaktır. İlk sıra sahneye en aşağı üç metre uzakta bulunacak ve her mevkiin genişliği elli santimetre, iki sıra arası en aşağı bir metre, açılır, kapanır mevkiler arasındaki mesafe en aşağı seksen santimetre olacaktır... Boş yerler veya bunların ayakta duracak mevki olarak kullanılması yasaktır.

Sinema salonunun esas kapısı üzerinde okunaklı ve gorülebilecek bir tarzda, daimi surette aşağıdaki ibare yazılacaktır: 'Belediyece bu salonda yalnız oturulacak yerlerde oturmaya müsaade edilmiştir. Ayakta duracak mevki yoktur.' Her sinemada kafi miktarda vantilatör bulunacaktır. Yangın vukuunda yangını süratle söndürebilmek için sinemanın muhtelif yerlerinde su borularına merbut hortumlar bulundurulacaktır.

Apare (makine) dairesi betonarme olacaktır. Sinemalar talimatnamesinde daha birçok ahkam vardır. İzmir sinemalarından bazıları bu talimatnameye muvafık şekildedir, fakat birçok noksanlar da vardır. Bu noksanlar ikmal ettirilecektir. Sinemalar talimatnamesinin 47inci maddesi mucibince sinema salonlarının halihazırdaki faaliyet sahası pek ziyade daralacaktır. Bunu nazarı dikkate alan belediye sinemacıların vaziyetini de düşünmüştür. Sinema salonlarındaki koltuklardan bir çoğu kaldırılacaktır.

Fakat şunu da söylemek lazım gelirse, belediye mühendisliği bu işte çok geç kalmış, sinema mevsimi bittikten sonra, talimatnameyi tatbike tevessül etmiştir. Bunu dört beş ay evvel yapsalardı ne olurdu acaba?"


Bu önlem haberlerine karşın aynı yılın 28 Ağustos tarihinde Karantina'daki Şık Sineması'nda yangın çıkar. Sinema yangını hafif hasarla atlatır. Öte yandan Atatürk'ün İzmir ziyaretlerinde iki kez film izlediği Elhamra Sineması'nda, 1 Şubat 1931 tarihinde izlediği filmin "Operada Yangın" olması da ilginç bir rastlantıdır. Bu ziyaretten iki ay kadar sonra, 11 Nisan 1931 tarihinde bu kez yangın felaketi yaşayan bir başka sinema Karşıyaka'daki Ferah (sonraları Melek) Sineması olacaktır.

Ferah Sineması'nda makine dairesinin altında sinemanın işletmecisine ait bir ofis vardır. Sinema personelinin buradaki masanın kenarında yanar durumda unuttuğu bir sigara, ofisin ahşap zeminine düşer ve yangın başlar. Ofisin tavanını da aşarak kısa zamanda üst kattaki makine dairesine sıçrayan yangın, buradaki filmlerin de alev almasıyla daha da büyür. Yanan malzeme arasında "Düztaban Bastı Bacak", "Kocaoğlan" ve "Börekçi" adlı filmler de vardır. Bir zaman sonra itfaiye yetişir ama hem makine dairesi ile salonun bir bölümünün yanmış olması, hem de itfaiyenin sıktığı sular, sinemanın o durumda çalışamaz hale gelmesine neden olur. Yapı bir zaman o durumda kalır. Daha sonra dönemin Şık (Sonraları Köşk olacak) Sineması sahipleri burayı satın alarak onarıma geçer. Yanan sinema yaklaşık bir yıl sonra, 5 Mart 1932 tarihinde bu kez "Lüks Sinema ve Tiyatrosu" adıyla açılır. Bu onarımla oldukça modern bir görünüme kavuşan sinemada en büyük yenilik ise sesli film makinesinin kullanılmaya başlamasıdır. Bu nedenle sinema, Karşıyaka'nın ilk kez sesli film oynatılan sineması da olur. İki yıl kadar sonra da sinemanın adı, sahipleriyle birlikte bir kez daha değişecek ve "Melek Sineması" olacaktır.

Bir yıl kadar sonra İzmir Belediyesi'nin biraz da gecikmiş bir çalışmayı sonuca bağlayan kararı alınır. Yıl 1932'dir ve Belediye Başkanı Doktor Behçet Uz'dur. Belediye Meclisi'nin aldığı "İzmir'de tüm sinema, tiyatro ve benzeri salonlarla fırınlar, en geç bir yıl içinde mutlaka betonarme olacak" kararı, ahşap malzeme ile inşa edilmiş ya da bina bütününde önemli oranda ahşap malzeme bulunduran birçok sinemayı etkiler. Bu kararın alınmasında, çeşitli yerlerde görülen yangın olayları sayılarının artması elbette etkendi. Ancak bir yangın yerinden, Kültürpark gibi muhteşem bir uygarlık alanı yaratacak olan Behçet Uz'un da yangın tehlikesine karşı duyarlı olması da elbette olağandır.

Ancak "yangın" kavramı İzmirlilerin de hassaslık gösterdiği bir konudur ve zaman zaman bununla ilgili ilginç olaylar da yaşanır. Bunlardan biri, belediye kararının alındığı yıl olan 1932'nin Mayıs ayında Karantina semtindeki Şık Sineması'nda yaşanır. O akşam suare seansında sinema salonu oldukça doludur ve izleyiciler kendilerini gösterilmekte olan korku filminin heyecanına kaptırmışlardır. Filmin en gerilimli yerinde ve adeta tüm soluklar tutulmuşken birden inanılmaz bir çığlık, salonda bomba gibi patlar. Bu çığlığa, o anda sinirleri iyice gerilmiş olan diğer izleyicilerin de ne olduğunu anlamadan attıkları feryatlar eklenince, salon bir anda, bir zamanlar Kültürpark'ın unutulmaz heyecan mekanlarından olan "Korku tüneli"ne döner. "Yangın" kavramı zaten insanların belleğinde yer etmiş olduğu için hemen herkes korku içinde ve can havliyle ayağa fırlar. Ancak o yarı karanlıkta kapıya ulaşmak o kadar kolay değildir. Bu arada makinist de oynayan filmi durdurur ve salonun ışıklarını yakar. Evet, görünürde yanan bir yer yoktur. İzleyicilerin korkuları kısa zamanda şaşkınlığa, ardından meraka döner. İyi de, o ilk çığlık neden atılmıştır? Gözler en arka sırada oturan şık giyimli genç bir bayana döner. O genç bayan yarı mahcup, yarı da gülümseyen bir çehre ile ayağa kalkarak çantasından küçük bir ilaç şişesi çıkarır ve herkesin şaşkınlıktan bir karış açılmış ağızlarla dinlediği müthiş konuşmayı yapar:

- Efendim, bir karışıklığa neden olduğum için özür dilerim. Geçen yaz giydiğim kötü bir ayakkabıdan dolayı ayağımda bir nasır olmuştu. Acısından dokunamıyordum bile ve ne yaptıysam bu dertle baş edemedim. Ancak kısa zaman önce "Nasırol Kemal" diye bir ilaç kullanmaya başladım ve çok yararını gördüm. Az önce şuradaki bey dışarıya çıkmaya çalışırken yanlışlıkla nasırlı ayağıma bastı ve nasırım ilk kez hiç acımadı. Bu dertten kurtulmuş olduğuma inanamadığım için sevincimi sizlerle paylaşmak üzere o çığlığı attım. Yaşasın Kemal Kamil ve Hilâl Eczanesi!

Kemal Kamil (Aktaş) Bey, sözü geçen ve bir zamanlar Kemeraltı'nın ünlü Hilâl Eczanesi'nin kurucusudur. İzmir'de çok tanınan ve oldukça renkli bir kişidir. O döneme göre de reklam dahisi sayılabilecek kadar ilginç buluşlarla eczanesinin reklamını yapar. Hatta reklam yarışmaları düzenler ya da İzmirlileri uzun zaman uğraştıracak olaylar yaratır. Özellikle "1 Nisan" şakaları çok ünlüdür. Bu nedenle oldukça medyatiktir ve adı gazete sütunlarından hiç eksik olmaz. İşte çığlık atan bu Yahudi matmazeli de Kemal Kamil Bey'in ilacı için tasarladığı bir "konu mankeni"dir.

Bu konuşmadan sonra izleyicilerin ne yaptığını bilemiyoruz ama Kemal Kamil Bey'in ününe ün kattığı gerçektir.

Bir başka yangını 10 Ağustos 1940 Cumartesi günü İkiçeşmelik'teki Tan Sineması'nda görürüz. Makine dairesindeki bulunan filmler aşırı sıcaktan tutuşur. Operatör ile bir itfaiyecinin yaralandığı yangın söndürüldükten sonra yeni bir onarım gören sinema bu kez "Yeni Tan" adıyla açılır. Bu sinemada da Lâle'de olduğu gibi çoğunlukla kovboy filmleri oynamaktadır.

İki yıl sonra bu kez yine Güzelyalı'da bir sinema yangını yaşanır. Ancak bu kez yangın çıkan sinema bölgenin ilk yazlık sineması olan Pandora'dır. 21 Eylül 1942 Pazartesi akşamı yine film gösterimi sırasında ark yapan makineden sıçrayan bir kıvılcım film bobinlerini tutuşturur. Sinema yazlık olduğu için yangın sadece makine dairesine zarar verir.

Yangından nasibini alan sinemalardan biri de Keçeciler'de, Anafartalar Caddesi üzerindeki Lale Sineması'dır. 19 Ağustos 1955 gece yarısını biraz geçe başlayan yangına kısa zamanda müdahale edilir ve sinema yok olmaktan kurtulur. Sinemada kimse yokken başlayan yangının nedeni de anlaşılmaz.

Bir başka "garip" sinema yangını olayı 1962 yılında yaşanır. Ancak olay İzmir merkezde değil, Ödemiş ilçesinde, Zafer Sineması'nda yaşanır. 25 Nisan günü, yağışlı bir havada, sinemanın öğle saatlerindeki kadınlar matinesinde, film gösterilirken bir anda duyulan "Yangın var!" çığlığı, tüm kadınların panik içinde salonun kapısına hücum etmesine neden olur. Çıkan kargaşada kapılara hücum edenlerin ayakları altında kalarak ezilen dört kişi hayatını kaybeder. Bunun yanı sıra beş kişi ağır yaralanırken, yüze yakın kadın ve kız çocuğu da olaydan çeşitli yaralarla kurtulur. İşin garip yanı da böylesine büyük bir faciaya karşın sinemanın hiçbir yerinde ateşin görülmemesidir. Yani ortada yangın yoktur. Olaydan sonra güvenlik güçleri ve savcılık geniş çaplı bir soruşturma başlatır ve olay aydınlatılır. Dört cana ve yüzlerce insanın yaralanmasına neden olan çığlığı atan on bir yaşında bir çocuktur. Film gösterilirken, dışarıdaki yağmurun şiddetli doluya dönmesi ile sinema çatısında oluşan gürültüden korkarak, duvar yıkılıyor sanmış ve her nedense "Yangın var!" diye bağırmıştır. O bağırma da nice cana mal olmuştur.

İzmir'de yangından en çok etkilenen sinemaların en önemlisi hiç kuşkusuz Fevzi Paşa Bulvarı üzerindeki İkbal Sineması'dır. Kısa yaşamı kötü bir yangınla sona eren ve İzmir'in dönemine göre "muhteşem" sinemalarından biri olan İkbal, yandığı yılın ölçüleriyle dört milyon lira değerindedir. Ancak her nedense yüzelli bin liraya sigorta edilmiştir. Bunun yanı sıra aynı yapının zemin katında bulunan 25 dükkan, iki pavyon ve iki depo ayrıca sigortalıdır. Aynı soyadını taşıyan aile tarafından yaratılmış olan İkbal Sineması'nın salonu rakip durumdaki diğer sinemalardan büyük değildir, hatta biraz küçük bir salondu da denilebilir. O dönemdeki sinema içinde farklı koltuklara farklı bilet ücreti uygulaması İkbal'de de vardır ve özellikle öğrenci sinemaseverler en ucuz yer olan, salon ön bölümünden bilet almakta ve birkaç film üst üste izlerken de oldukça yukarıda kalan perdeye sürekli başlarını kaldırarak bakmaya çalışmaktan, boyunları tutulmaktadır.

Sinemada yangının çıktığı 18 Nisan 1966 Pazartesi sabahı, okuduğum Karşıyaka Ortaokulu'na gitmek üzere Konak İskelesi'nden bindiğim vapur Körfez ortalarında bir yere gelmişti ki, oldukça kapalı olan havada bulutlara yükselen dumanları fark ettim. Basmane civarında bir yer yanıyordu, ama neresi olduğunu bilmek olanaksızdı. Karşıyaka İskelesi'nde vapurdan inerken, iskelede halat karşılayan görevli vapurdaki biletçiye "İkbal Sineması yanıyormuş" diye seslendi. Adeta olduğum yere mıhlanıp kalmıştım. "Sinema" benim için çok önemli bir kavramdı. Adeta sinema delisi bir çocuktum ve ailecek sinema gitme sayımız çevremde tanıdığım her ailenin çok üstündeydi. Ortaokul ikinci sınıftaydım ve birden okula gitmemeye karar verip, geldiğim vapurla Konak'a döndüm. Oradan elimde okul çantası, dilim bir karış dışarda, deli gibi Gümrük Önü'ne koşup, Bulvar'a döner dönmez sinemadan yükselen ateşi ve dumanı gördüm... Çok üzüldüğümü hatırlıyorum...

Bu yangının ilginç yönü, sinemada o gece, İzmir turnesine gelmiş olan Avni Dilligil Tiyatrosu temsillerinin başlayacak olmasıdır. İlginç olan yön de usta sanatçı Avni Dilligil'in İzmir'de iki kez yangınla karşı karşıya kalma şanssızlığı yaşamasıdır. 1946 yılında kurulan İzmir Şehir Tiyatrosu'nun yöneticisi olan Dilligil, Kültürpark'taki Şehir Tiyatrosu binası yangınını yaşar ve Şehir Tiyatrosu bu yangınla birlikte yoğunlaşan kadro içi çekişmeleri bir türlü atlamadığı için de kısa zamanda tarihe karışır. İşte üstat Dilligil, yıllar sonra geldiği İzmir'de yine bir yangın yaşar ve bu kaderi ölünceye kadar buruk bir anı olarak içinde taşır. 1080 koltuklu İkbal Sineması ise bazı sigorta sorunları yüzünden onarılamaz ve yıllarca o durumda bekler. Sonunda yıkılır ve sinema alanına büyük bir işhanı inşa edilir.

Bu yangın nedeniyle perde açamayan İstanbul Halk Tiyatrosu Avni Dilligil Topluluğu, iki gün sonra Karataş'taki Site Sineması'nda "Kırmız Fenerler" oyunu ile sahne alır. Ne yazık ki Site Sineması da, İzmir'de yangın ateşiyle tanışacak sinemalardan biridir.

Karataş'a sinema tarihi açısından önem sağlayan ve İzmir Kız Lisesi karşısındaki Site Sineması'nı İzmir'e kazandıran kişi şehrin önemli sinemacılarından Niyazi Gözümoğlu'dur. 664 adet ahşap koltuğu bulunan sinemanın en önemli özelliklerinden biri, İzmir sinemaları içinde tuvalet pencerelerinden deniz manzarası görülen tek sinema olmasıdır. Site Sineması, film gösterimleri dışında ilginç sanatsal olaylara da sahne olan bir merkezdir. Sözgelimi dönemin farklı müzik yapan pop müzik sanatçılarından Erkin Koray, İzmir konserlerini bir dönem bu sinema sahnesinde vermiştir. Öte yandan başta Yılmaz Güney filmleri olmak üzere genellikle toplumcu filmlerin ağırlıklı olarak gösterimde yer aldığı bir sinema olarak da tanınmıştır.

Site Sineması, 21 Mart 1972 tarihinde, sıcak reflektörlerin sahne perdesini tutuşturmasıyla çıkan yangında oldukça ağır hasar görür. Birçok İzmirli arasında söz konusu yangının Avni Dilligil Tiyatrosu'nun oynadığı "Kırmızı Fenerler" oyunu sonrası çıktığı söylemi yaygındır ve bu söylem günümüzde bile zaman zaman dillenir. Bunda, Dilligil'in İzmir serüveninde kötü birer anı olarak yer alan İzmir Şehir Tiyatrosu'nun Kültürpark'taki binası ile İkbal Sineması yangınlarının şehrin hafızasında yer etmiş olmasının da rolü bulunmaktadır. Ancak Site Sineması yangınının Dilligil ile bir ilgisi yoktur. Çünkü sinema, Avni Dilligil'in hayata veda ettiği 21 Mayıs 1971 tarihinden tam on ay sonra yanar.

İşletmeci Niyazi Gözümoğlu, Site Sineması'nı İzmir'e bir kez daha kazandırmaya niyetlidir. Bu nedenle moloz kaldırıldıktan sonra, çalışmalara başlar ve yenilenen sinema 1 Kasım 1973 tarihinde kapısını İzmirli sinema dostlarına bir kez daha açar. Ama sadece İzmir değil, ülkenin tamamında sinema sektörü ciddi krize girmiştir. Hızla yayılan televizyonun rekabetiyle baş edilmesi olası değildir. Buna hem yerli yapımlardaki kalitesizlik hem de ithal filmlerdeki sıkıntı eklenince, Site Sineması da kaderinden kaçamaz ve birkaç yıl sonra kapanarak, yıkılır ve yerinde bir apartman yükselir.

Yangınla yok olan sinemalardan biri de Mezarlıkbaşı'daki Saray Sineması'dır. 827 koltuklu ve 1950'li yıllarda oldukça ünlü bu sinema, 1980'li yılların başından itibaren gittikçe bakımsız kalırsa da gösterimlerini sürdürür. Genellikle yerli filmler ve son yıllarında seks - erotik filmler oynatmaktadır. "Agora Açıkhava Müzesi kazıları" nedeniyle kamulaştırılarak yıkımı kararlaştırılan sinema binası, tahliye edileceği günün öncesi olan 11 Ocak 2008 gecesi son seansından sonra çıkan yangında çatısı ve duvarları çökerek, kalıntıları ise Agora projesi kapsamında tarihe karışır.

İzmir sinemalarının yangın ile ilişkileri böyleyken İzmirli sinema sanatçılarının oynadığı ve "Yangınlı" adlar taşıyan sinema filmleri olması da ilginçtir. Bunlar arasında Karataşlı Ayhan Işık, yine bir başka İzmirli aktör Efgan Efekan ile birlikte oynadıkları "Yangın Var" filmi sırasında 1977 yılında ayrıca "Yangın" diye bir filmde oynar. Öte yandan İzmir'in muhteşem sesli, dünya çapında sanatçısı Dario Moreno'nun İzmir'e gelişi de yine bir yangınla gerçekleşir. Babalarını erken yaşta yitirdikten sonra Aydın'da çıkan büyük bir yangın sonucu evlerinin yanması felâketi üzerine annesi Rosa, çocukları ile birlikte İzmir'e yerleşmeye karar verir ve İzmir'in en yoksul ve en eski Türk - Yahudi mahallesi olan Namazgah semtine yerleşirler.

İzmir sinemaları ve sinema oyuncularının yangın ile yaşanmışlıkları böyle. Umarım ve dilerim ileride İzmir sinema tarihine ekleme yapacak olanlar, yangınlarla ilgili ekleme yapmazlar.

Tarih: 14/1/2020
1643 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri
KENT YAZILARI
KENT SÖYLEŞİLERİ

İnternet sayfalarımızda yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları kentyasam.com'a aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.