Yazdır Arkadaşına gönder
Hocam Turgay Gönenç
Oğuz Adanır
Oğuz AdanırKim olursanız olun, kaç yaşında olursanız olun her zaman anne, babanızın çocuğusunuz! Yine kim olursanız olun, kaç yaşında olursanız olun her zaman hocanızın öğrencisi olarak kalırsınız! Anne, baba konusunda nasıl yapacak bir şey yoksa öğretmen konusunda da yapacak bir şey yok! Dünya durdukça insanlar da bu duyguları yaşamayı sürdüreceklermiş gibi geliyor.

Hocamla sanırım İzmir Atatürk Lisesi'nde birinci sınıfı ikinci kez okuduğum yıl (1967 ya da 1968) tanıştım. O zamanlar Cumhuriyet Kız Enstitüsü ile Atatürk Lisesi'nin Vasıf Çınar Bulvarı'na bakan tarafında Şevket Özçelik Sokağı'nın sol köşesindeki binanın zemin katında oturuyordu. Evden çıkıp sakin bir şekilde yürüyerek yeni yapılan binalardaki sınıfımıza gelir matematik dersini verdikten sonra aynı şekilde geri dönerdi. Yıl sonunda hemen hiçbir şey anlamadığım cebirden çakınca Turgay Hoca'dan ders alabileceğim bir hoca önermesini istedim.

O yaz bir yandan ders alırken bir yandan da Kültürpark'ın 26 Ağustos Kapısı'ndan Kahramanlar Kapısı'na doğru giderken sol tarafta tren yolunun ya da şimdiki TRT binasının bulunduğu sokağa girişte sağ taraftaki binanın zemin katında oturan Ahmet Priştina'ların evine giderek onu çalıştırırdım. Bütünleme sınavında ben çaktım, Ahmet başarılı oldu. Tek dersten belge alınca o yıl Kuşadası'nda açılan Fransız Tatil Köyü'nde çalışmaya başladım. Mayıs ayında belge sınavına kitabın kapağını açmadan gittim, hocalar mı kıyamadı yoksa ben sorulara gerçekten doğru yanıtlar mı verdim bilemiyorum, ama sınavı başardım.

O tarihten iki yıl sonra yurt dışına gittim. Dokuz yıl sonra yeniden İzmir'e döndüm, birkaç ay sonra on altı ay süren vatani göreve çağrıldım. Geri dönüşte 12 Eylül yönetimi sürdüğünden üniversiteye geri dönüşüm biraz uzadı. Nihayet her şeyi az çok yoluna koyduktan sonra henüz birkaç yıllık bir geçmişe sahip Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde hoca açığı olduğunu fark edince, sanat tarihi ya da kuramları dersi için İzmir'de ulaşabileceğimiz en önemli isimlerden birinin Turgay Gönenç olduğunu düşündüğümden onu önerdim. Özdemir Nutku Hoca kendisini Ankara'dan tanıyormuş. Ben askerliğimi yaparken derse girmiş, ancak bir süre sonra öğrencilerden memnun kalmadığı için dersi bırakmış. "Bir de ben deneyeyim, belki gelir" dedim. Kabul edilince Alsancak Hocazade Camisi'nin yakınında oturduğu evin adresini alıp gittim.

Kapıyı açıp, beni görünce hem şaşırdığını hem de sevindiğini anımsıyorum. Sohbet sırasında, inanılmaz bir belleğe sahip olduğundan, "Oğlum, ben seni çaktırmıştım. Ömür boyu karşılaşmayız sandım" diyerek onca yıl neler yaptığımı sordu. Ben de benim o türden komplekslerim olmadığını, İzmir'de Turgay Gönenç gibi edebiyat, resim, müzik, sinema alanlarında kendisinden yararlanabileceğimiz sıra dışı bir insan varsa bizim de ondan yararlanmak zorunda olduğumuzu söyledim. Çok duygulandı ve "Hatırın için bir kez daha deneyeceğim" dedi. Bir dönem Alsancak'taki binamıza bisikletiyle gelerek derslere girdi. İkinci dönem ortasında öğrencilerden bazılarına kızıp, kırıldı ve bir daha derslere girmedi. Sıra dışı insanlara ihtiyaç duymayan bir toplum olduğumuz duygusuna ilk kez o zaman kapıldım sanırım. Belli bir çoğunluğun insanları oldukları gibi kabul etme konusunda büyük sorunları var!

O tarihten sonra ölümünden üç, dört hafta öncesine kadar zaman zaman kendisini ziyaret ederek sinema, resim, klasik müzik, edebiyat, tiyatro konusunda konuştuk, ancak tartıştığımız söylenemez. Zevkler ve renklerin farklı olduğunu kabul etmekle birlikte yine de örneğin, onun sevdiği filmde neyi sevmediğimi merak ederdi. Her gidişimde muhakkak dostlarının getirttiği yeni klasik müzik örnekleri dinler ya da yeni gelen sevdiği filmlerden gösterdiği sahneler üstüne fikir alışverişinde bulunur veya yeni edindiği sanat kitaplarını karıştırırdık.

Hiç kuşkusuz İzmir'deki en önemli film, klasik müzik ve sanat kitabı arşivine ya da arşivlerinden birine sahipti. Bunları paylaşmaktan büyük bir keyif alırdı. Bir ara bilgisayara merak sardı ve bu merak son günlerine kadar sürdü. Çok basit somut figürler ya da nesne imgelerinden yola çıkarak bilgisayarda soyutlanmış figürlerden oluşan sıra dışı resimler yaptı.

Yıllar önce verdiğim taşınabilir belleğe seçtiğim sinema ve sanat üstüne yapılmış yüzlerce film yükleyerek armağan etti. Beş, altı ay önce yine benzer bir çalışma yaparak armağan etti. O günlerdeki konuşmalarımızdan birinde başka bir şeyi ararken yıllar önce kendisi hakkında yazdığım bir yazıyı birkaç gün önce bulduğunu ve yeniden okuyup duygulandığını söyleyerek teşekkür etti. O günlerde Miro ile ilgili olarak Internet'te bir araştırma yapmaya başladı. Çok değişik kaynaklardan Miro'ya ait yüzlerce resmi bir araya getirip onları orijinallerine en yakın hale getirmek için haftalarca çalıştı. Bütün bunları bir anlamda eli, ayağı tutmazken yaptığını söyleyebilirim.

Son aylarda doğru dürüst yemek yiyemez hale gelmiş, ancak sanat aşkını hiçbir şey söndürememişti. Sanat konusunda her zaman söyleyecek çok sözü vardı. Benim de söyleyecek sözüm olduğunda araya girer ve söylerdim. Sonra o kaldığı yerden devam ederdi. En kötü günlerinde bile onu sanat hakkında konuşturunca canlanıp kendine geldiğini gördüm. O bitkin görünümlü adam birden değişip, dönüşüyordu. Son birkaç yılda onu yaşama bağlayan en önemli canlılardan biri hiç kuşkusuz yanından hiç ayrılmayan küçük sarı zeki papağan Kaju'dur. Kendisine sahip çıkan çok yakın birkaç dostuyla ilişkisi hiç kopmadı.

Sesini son kez telefonda duydum. Ege Üniversitesi Hastanesi'ne yattıktan bir iki gün sonra aradığında "Gelebilir miyim?" diye sorunca, "Hayır, gelme, ben ameliyattan sonra ararım, bu on dördüncü ameliyatım olacak" dedi. Aslında dünya standartlarında üst düzey bir bilgi birikimine sahip çok değerli bir insanımızı yitirdik. Turgay Hocam yaptığımız sohbetleri ve o senin kendine has sesini hiç unutmayacağım...

Tarih: 10/2/2019
395 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri