Yazdır Arkadaşına gönder
Geoekolog Metin Erten'le söyleşi...
Orhan Beşikçi
Orhan BeşikçiÇevre Bilimleri Uzmanı (Geoekolog) Yardımcı Doç. Dr. Metin Erten'le Yerel Yönetimler ve Geoekoloji üzerine konuştum.

Orhan Beşikçi : Geoekoloji nedir?

Metin Erten : Geoekoloji, Türkiye'de yalnızca İstanbul Üniversitesi içinde, lisansüstü ve doktora dönemlerinde eğitimi verilen bir bilim dalı. Bir zamanlar kurulmuş ve kurucusunun emekliliğinden sonra kapatılmış bir bölüm. Bölümün son doktora mezunu benim. Mezun olduğumda okul yönetiminin bana söylediğine göre tüm Türkiye'de Geoekoloji doktoru unvanına sahip altı kişi varmış. Benden sonra da kapandı zaten. Diğer beş kişinin şimdiki konumlarını, bulundukları yeri bilmiyorum.

Ama çok özgün bir bilim alanıydı ve sürmesini de çok isterdim.
Geoekoloji'nin Türkçeye çevrisi olarak "çevre bilimleri uzmanı" diye yazıyor diplomamda. Şöyle açayım.

Doğrudan çevre sorunlarıyla ilgilenen bilim dalları var. Çevre mühendisliği bunlardan biri ve çevre sorunu oluştuktan sonra bunun giderilmesiyle ilgili mühendislik alanında çözüm üretiyor. Oldukça teknik bir konu ve sorunun nasıl ortaya çıktığından çok nasıl giderilebileceği üzerinde yoğunlaşıyor.

Bir de ekoloji ve onun yan kolları var. Bunlar da genelleme yaparsak, insansız ortamlardaki ekolojik dengeleri, işleyişleri araştırıyorlar. Bir ormanın ekolojisi ya da bir yaprağın ekolojisi gibi. Bir gölün ya da o göldeki bir balığın ekolojisi gibi.
Geoekoloji tam da bunların arasında bir yerde. Önce doğadaki çevrebilimle ilgili sisteme bakıyor. Doğadaki ekolojik dengeyi bozan insanı ve insanların bu dengeyi nasıl bozduğunu araştırıyor aslında.

Yani genelleme yaparsam, çevre mühendisliği gibi önemli oranda insan merkezli ve çevrebilim gibi önemli oranda insansız olan bilim alanlarının dışında bir yerde geoekoloji.

Doğada bir denge var ve insan bu dengeye bir yerinden müdahale ederek onu bozuyor. Bunu nereden, nasıl yapıyor, dengeye, ekosisteme nasıl zarar veriyor gibi konular üzerinde yoğunlaşıyor.

Tabii ki, üzerinde koca kitapların yazıldığı bir konuyu burada 3-5 satırla aktarmam olası değil. Neresini anlatsam eksik kalıyor. Ayrıca yukarıdaki diğer bilim dallarını da aktarmakta eksik kalıyor. Ama genel olarak ekoloji ve çevre mühendisliğinin arasında bir yerde olduğunu ve geoekoloji alanında uzun yıllardır eğitim verilmediğini de söyleyeyim.

Orhan Beşikçi : Bir dönem İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Şişli Belediyesi, Beşiktaş Belediyesi gibi çok etkin ve hareketli belediyelerde görev yaptınız. Özellikle Fatma Girik'in başkan olduğu dönem ilgimi çekti. O dönemle ilgili neler söyleyeceksiniz?

Metin Erten : 1980'lı yılların sonlarında İstanbul'da özel bir şirkette çalışıyordum. Büyükşehir Belediyesi'nde üniversite mezunu memur alınacağını bir arkadaşım iletti bana. Onun hatırı için, istemeden de olsa başvurdum. 1990 yılıydı ve o yıllarda üniversite mezunlarının memur olmak için başvurması pek olağan bir şey değildi. Dediğim gibi pek de gönüllü değildim aslında.

Arkadaşım belediyede düzeyli ve yeni bir yapılanma için çalışıldığını söylemişti.
İki yıl Büyükşehir Belediyesi'nde çalıştıktan sonra Şişli Belediyesi'nden aradılar ve Fatma Girik'in belediye başkanlığında çalışmaya başladım.
Fatma Girik gerçekten farklı bir insandı. Belediyeciliği bilmediği için kimi yanlışları oluyordu. Ama zamanla kendini geliştirdi. Kadro seçiminde daha özenli oldu. Daha da başarılı oldu. Son gün yeni başkana görevi teslim ederken, "Tam öğrendik, gidiyoruz" demişti.

Belki kadın olmasından kaynaklanıyordu bilmiyorum ama müthiş anaç bir insandı. Memurlarını, işçilerini çok tutardı. Her koşulda onlara destek olurdu. Kişisel her sorunlarıyla ilgilenirdi. Bir çalışan olarak, sırtınızı dayayabileceğiniz bir insandı ki bu yöneticilikte çok önemlidir.

İnsanlarla ilişkileri çok iyiydi. Makamına gelmeden önce mahallelerde öylece gezer, insanlarla sohbet eder, çaylarını içerdi.
Kamu çalışanları sendikalarının kuruluş ve zor günleriydi. Yapılan tüm eylemlere sonuna kadar destek olurdu. Türkiye'de arka arkaya iki kez memurlarıyla toplu sözleşme imzalayan ilk kişidir. Bu nedenle yargılandı da. Ama "aynısını yine yaparım" demişti mahkemede.
Bir dönem çok tehdit aldı. Silahla gezerdi o zamanlar. Asla geri adım atmazdı.
Tüm sinema oyuncuları yanına gelir, kimi toplantılar orada yapılırdı. Sinemacıların çoğunu orada tanıdım.
Geçmişiyle barışık bir insandı. Kendini farklı göstermeye çalışmazdı. Neyse oydu. Yoksulluğunu, çektiklerini anlatırdı. Kimi filmleri nasıl çektiklerini, çekilen kimi sahnelerin nasıl çekildiğini anlatırdı.
Kısacık saçları vardı. Kot pantolon ve botla gezerdi her zaman.
Sivas katliamının olduğu günü anımsıyorum. Basına verilmek üzere müthiş bir yazı kaleme almıştı. Onu basına okumaması için çok diller döktü arkadaşlar. Metni yumuşatarak basına aktarmıştık. Sivas'ta yapılanlara çok sinirlenmişti ve kabul edemiyordu yapılanları.
Fatma Girik'le anılar çok uzun. Buraya sığmayacak kadar uzun.

Orhan Beşikçi : Karşıyaka Kent meclisinde yıllardır görev yapıyorsunuz, sivil toplum kuruluşu olarak belediye ile ilişkileriniz nasıl?

Metin Erten : Karşıyaka Kent Meclisi'nin kuruluşunda bulundum. "Ben kurdum" demiyorum. Başta Şebnem Tabak olmak üzere diğer emeği geçenlere haksızlık olur. Ama fikir olarak, içerik olarak, tüzük olarak çok emeğim geçti. Kuruluşundan beri yürütme kurulu içinde sekreter olarak bulundum.
1999'un Eylülünde başladım, 2000 yılının Şubatında ilk toplantımızı yaptık. O gün bu gündür çalışmalarını sürdürüyor kent meclisi, Türkiye'ye örnek bir çalışma olarak...

Karşıyaka Kent Meclisi, kentteki hemen her kesimi kapsayan bir çatı örgütü aslında. Ve asıl görevi de kentle ilgili öneri üretip, bunu ilgili kurumlara örneğin belediyeye, kaymakamlığa, emniyete iletmek. Artık öneriyi gerçekleştirip gerçekleştirmemek ilgili kuruma kalıyor.

Şebnem Tabak döneminde, kent meclisinin yaptığı birçok öneri belediye tarafından yerine getirilmişti. Örneğin sahilde şimdi sayıları artan çay bahçeleri ve kafeler, kent meclisinin önerisidir. Ya da İzmir'in her yanında büyükşehir belediyesince uygulanan yazlık sinemalar da kent meclisinin önerisidir. Böyle somut çalışmalar çok var.

Kent meclisi belediye ile işçi sendikası arasında toplu sözleşmenin tıkanması ve yaşanan grev süreçlerinde arabuluculuk bile yapmıştır. Sonuçta iki taraf anlaşmış ve imzalar atılmıştır. Daha ilginci, iki taraf da kent meclisi toplantısında alınan kararlara uymuşlardır. Grev sürecinde konu meclisin gündemine gelmiş ve orada yapılması gereken zamla ilgili olarak bir rakam kabul edilmiştir. İki tarafın da uyduğu rakam budur.

Bu dönem, Karşıyaka belediyesi ile kent meclisinin arasında organik bir ilişki yok. Ama kent meclisi yine de kent için öneriler üretiyor ve bunu belediyeye iletiyor. Yapması gerekeni yapıyor yani.

Orhan Beşikçi : Yerel yönetimlerde planlama, yapılanma, hizmet sunumu, Kaynakların verimli dağıtımı, hemşerilerin yönetime katılımı ve diğer konularda görüşünüzü öğrenmek istiyorum?

Metin Erten : Türkiye'de yöneticiler genellikle paylaşma düşüncesinden uzaktır. Hemşerilerin yönetime katılımı istenir gibi gözükür pek istenmez. Mantık, "ben seçildim, ben yaparım" olarak çalışır çoğunlukla.

Türkiye sağının zaten hemşerilerin yönetime katılımı konusunda bir çabası yoktur. Çabası olan soldur. Bu anlamda Fatsa, Dikili, Urla, Aliağa ve Karşıyaka'daki gibi çok başarılı çalışmalar vardır. İyi niyetle başlanan ama bitirilemeyen, yürütülemeyen onlarca çalışma vardır. Hemen hepsi soldadır. Soldakiler bu konulara daha yatkındır.

Kentlerde planlama Türkiye'de pek sevilmez. Hep ayak bağı olarak görülür planlama. Oysa plansız bir kent düşünülemez bile.
Hizmet sunumu da karmaşıktır. Tüm devlet örgütleri gibi, belediye de bir hizmet örgütüdür sonuç olarak. Ama bu hizmet sunumu çoğunlukla birkaç yöneticinin belirlemesiyle oluşur.
Örneğin bir mahalleye yapılacak olan küçük bir park için bile o mahalleliye sorulmaz. Mahalleli, masa başında çizilen, kendinden olmayan, dışarıdan gelen birilerinin yaptığı bir çalışma olarak görür bu park işini. Kendisi işin içinde olmadığı için o parkı da içselleştirmez. Onu korumaz. Çünkü onda bir emeği yoktur.

Şunu örnek vermek istiyorum. "Karşıyaka Alaybey sahilindeki parkların içinde çay bahçesi kurulması fikri kent meclisinindir" demiştim. O çay bahçesinin nasıl işletileceğinden, nelerin satılacağına, nerede kurulması gerektiğinden, hizmetine kadar her şeyi kent meclisi üyeleri üretti. Üretenler de o mahallede yaşayan insanlardı.

Sonuçta insanlar o parka sahip çıktı. Orası çay bahçesi olmaktan çıktı bir anlamda. Orada bir çok etkinlik yapıldı. Sokak şenlikleri düzenlendi. İnsanlar o alana sahip çıktılar çünkü o parkın oluşumunun tüm aşamalarında emekleri vardı.

Bu küçük bir park örneğini genelleştirebilirsiniz.
Bir kentte aslolan, kentin birlikte yönetilmesidir. Bunu başarabildiğiniz oranda başarılı olursunuz. Belediye başkanına da burada önderlik etmek düşmektedir. Bu konuda başarılı çok örnek de vardır Türkiye'de.

Orhan Beşikçi : Belediyeciler sizce neden sivil toplum kuruluşlarını yanlarına değil de karşılarına alıyorlar, sosyal demokrat belediyeciliği kısaca özetler misiniz?

Metin Erten : "Tüm belediyeciler STK'ları karşılarına alıyorlar" diye hüküm vermek yanlış. Onlarla uyum içinde çalışan, STK'lardan yararlanan birçok belediyeci var.

Ama bunun tersi de geçerli. Bu biraz de belediye başkanının ve ekibinin bakış açısıyla ilgili.

Belediye başkanları çoğunlukla şöyle düşünüyor. "Ben aday olurken insanların karşısına çıktım, projelerini anlattım. Onlar da buna inandılar, beni yeterli gördüler ki bana oy verdiler. Şimdi yeniden onlara sormama gerek yok". Bu düşünce "ben bilirim, ben yaparım" biçimine dönüşüyor zamanla.

Aslında sivil toplum örgütleri, sokağın nefes almasıdır. Oradaki yöneticiler, kendiişlerini bir yana bırakıp, zamanlarını toplum için, kent için, ülke için harcayan insanlardır.

Tüm STK yöneticileri sütten çıkmış ak kaşıktır demiyorum elbette ama genelde toplum için bir üretim vardır bu kurumlarda. Kent yöneticilerinin bunlarla ilişkilerinin iyi olması gerekir. Onların yönetime öneri üretme, katkı koyma kanallarının açık olması gerekir. Ki, bu kanallardan biri de kent meclisleri ya da benzeri kuruluşlardır.

Kent yöneticilerinin (belediye başkanının, kaymakamın, emniyet müdürünün ya da diğerlerinin) fırsat buldukça kent yaşayanlarıyla bir araya gelip muhabbet etmeleri değildir yapılması gereken. Onların kent için kafa yorma ve öneri üretme alanlarının önünün açılmasıdır.

STK'larla iyi ilişkide olmak da solun daha iyi becerdiği, daha önemsediği, üzerinde çalıştığı ve gerçekten de çok başarılı sonuçları aldığı bir konudur.
Sosyal demokrat belediyecilik çok ayrı bir konu. En özet biçimi şöyle olabilir.

Tanımının önündeki "sosyal" sözcüğünü sürekli anımsamak. Yani yüzünün sürekli sokağa dönük olması, yapılan çalışmalarda, planlamalarda, etkinliklerde bu sosyal yanı ağır basmak. Belediyeyi bir ticaret ve para kazanma yeri değil, sosyal bir hizmet üretim yeni olarak görmek.

Şimdi sosyal demokrat olmayan belediyeler çıkıp, "biz de böyle bir belediyecilik istiyoruz, bunlara karşı değiliz ki" diyebilirler. Ama önemli olana söylediklerinize uygun davranmaktır. Türkiye'de sol bu "sosyal" tanıma daha uygun davranmaktadır.

Orhan Beşikçi : Belediyecilikle ilgili kitaplarınız da var sanırım?

Metin Erten : Evet, üç kitap var. İlki "yerel yönetimler ve çevre" adını taşıyor. Baskısı bitti. Piyasada yok artık. Kentlerdeki çevre sorunları konusunda belediyeler ne yapıyor sorusunun yanıtını arıyordu kitap.

İkinci kitabım "Nasıl bir yerel yönetim?" adını taşıyor. Bu kitap, türünün tek örneği. Yerel yönetimlerin kimi birimleriyle ilgili kitaplar, araştırmalar var ama bir bütün olarak ülke yönetiminden yerellere kadar yeni bir bakış açısı getiren kitap yok. Konuyla ilgili tek kitabın bana ait olmasını kendim için bir övünç kaynağı olarak söylemekten çok, Türkiye için eksik bir konu olarak söylüyorum.
Toplumda yerel yönetimleri tartışmıyoruz. Dahası bu konuda neleri tartışacağımızı bile bilmiyoruz.

Üçüncü kitabın adı "Karşıyaka Kent Meclisi". Hem kent meclisi çalışmalarına bir örnek olması açısından, hem de Karşıyaka'nın tanıtımının yapılması açısından işe yarıyor. Kent meclisi türü bir çalışmanın içine girmek isteyenler için başvuru kaynağı olarak işlev görüyor. Bu kitap da türünün tek örneği,

Orhan Beşikçi : Karşıyaka'da düzgün gitmeyen işler sizce neler?

Metin Erten : Karşıyaka, Türkiye'nin sayılı yerlerinden biri. Kentin kendisi iyi, insanları iyi. Sokağa bir şey sorduğunuzda tepkilerini aldığınız, fikir aldığınız, sizi anlayan, konuşabileceğiniz bir kent. Çağdaş bir kent. Bu güne dek gelen belediye yönetimlerinin de bu kente çok katkıları olmuş.
Kimi kentler vardır. Belediyeler ya da kaymakamlar gelir gider ama o kent bir türlü "kent" olamaz. Büyük bir köy olarak kalır. Karşıyaka bunu aşmış durumda.
Elbette her kentte olduğu gibi bu kentte de düzgün gitmeyen işler vardır. Bundan sonra da olacaktır. Önemli olan, yöneticilerin bunların ne olduğunu insanlarla paylaşmaları ve onların önerilerini, desteklerini almayı önemsemeleridir.

Bu nedenle "Karşıyaka'da şu, şu işler düzgün gitmiyor" diye bir sıralama yapmanın yanlış olduğunu düşünüyorum. Çünkü eksik işler hiç bitmez. İnsanların gereksinimleri, istekleri, arzuları bitmez.

Orhan Beşikçi : Akademik çalışmalar nedeniyle Yerel yönetimlerde görev almadığınızı biliyorum Deneyimlerinizi işin mutfağına taşımanın zamanı gelmedi mi? Daha açık sorayım Belediye başkanı olmak istemez misiniz?

Metin Erten : Daha önceki yıllarda aldığım teklifleri akademik çalışmalar nedeniyle ertelediğim doğru. Önümüzdeki yerel seçimler için değerlendirmeler yapıyorum. Başkanlığa gelince, neden olmasın.

Orhan Beşikçi : Teşekkür ederim.

Tarih: 1/7/2008
15032 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER KENT SÖYLEŞİLERİ
YAZARIN YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri