Yazdır Arkadaşına gönder
Depreme ne kadar hazırız?
Saadet Erciyas
Saadet ErciyasÜlkemizde 1-7 Mart “Deprem Haftası” olarak değerlendiriliyor ve bu konuda haklı bilinçlendirecek etkinlikler düzenleniyor. Ülkemizde ve kentimizde yaşanan onca depreme karşı hazırlık mıyız peki? Bu soruya gönül rahatlığıyla “evet” diyemiyoruz ne yazık ki...

Bu yazıyı hazırladığım gün, Ege Denizi’nde, Urla-Birgi’de, Seferihisar-Düzce’de, Urla-Demircili’de, Menderes-Keler’de, Midilli Adası’nda büyüklüğü 1.6 ile 3.9 arasında 10 deprem yaşanmış. “Çok şükür” dedim, “Hiç birini hissetmedim”...

Dokuz Eylül Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Melih Tınal tarafından hazırlanan ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Kitaplığı’ndan yayınlanan “İzmir depremleri” kitabı kentimizde MS. 17. Yüzyıl’dan bu yana yaşanan depremleri irdeliyor. Öylesine çok deprem yaşanmış ki bölgede onbinlerce insan yaşamını yitirmiş, en önemli yapılar yerle bir olmuş.

Yrd. Doç. Dr. Melih Tınal’ın, “İzmir ve çevresi üzerinde yer aldığı sismotektonik bölge nedeniyle her an için 5 ve üzeri büyüklükteki depremleri üretebilecek özeliğe sahiptir” bilgisini paylaştığı kitapta deprem büyüklük ve şiddet tablosunda şu çarpıcı bilgilere yer veriyor:

“Büyüklük 1-3, şiddet 1 ise hemen hemen hiç hissedilmez, şiddet 2 ise binaların özellikle üst katlarında oturanlar tarafından hissedilebilir.

Büyüklük 3 - 3.9, şiddet 2 ise başlama ve bitiş insanlar tarafından hissedilir, duran araçlar hafifçe sallanır.

Büyüklük 4 - 4.9, şiddet 4 ise ev eşyaları, pencere ve kapılar sarsıntının etkisi ile titreşime geçer, duvarlardan çatlıyormuşçasına sesler gelir. Şiddet 5 ise dengesiz nesneler devrilir, sarkaçlı saatler durabilir.

Büyüklük 5 - 5.9, şiddet 6 ise korkuya neden olur, bazı ağır mobilyalar hareket edebilir, hafif hasarla sonuçlanır. Şiddet 7 ise kötü malzeme kullanılmış binalarda önemli ölçüde hasara neden olur. Bazı bacalar yıkılır.

Büykülük, 6-6.9, şiddet 8 ise kötü inşaatlarda büyük hasar meydana gelir, ağır mobilyaar devrilir. Şiddet 9 ise yer yer yıkımlar yaşanır, binalar temellerinden kayar.

7 veya... Şiddet 10 ise iyi inşa edilmiş ahşap yapılardan bazısı yakılırken taş binaların büyük çoğunluğu temelleriyle birlikte yıkılır, demiryolları eğilir. 11 ise birkaç taş bina dışında tüm bina ve köprüler yıkılır, demiryolları büyük oranda eğilir bükülür. Şiddet 12 ise bütün binalar yerle bir olur, ufuk çizgisi oynak bir yüzeye dönüşür, nesneler havada uçar...”

İzmir, bir deprem ülkesi olan Türkiye’de kırmızı renkle gösterilen riski en yüksek bölgeler arasında yer alıyor. Ancak şu an deprem olsa, hepimiz soğukkanlılığımızı yitiririz, ne yapacağımızı bilemeden serseri mayın gibi ortalarda dolaşırız.

Herkes İçin Acil Sağlık Derneği Başkanı, Avrupa Acil Tıp Birliği Konseyi Üyesi Dr. Ülkümen Rodoplu, “Madem ki böylesine riskli bir bölgede yaşıyoruz öyleyse hemen şimdi herkes kendi kişisel eylem planını oluşturmalı” diyor. 1995 yılından bu yana depremlerde ilk yardım konusunda çalışıyor Dr. Rodoplu. “Kişisel Eylem Planı (KEP) nedir?” diye soruyoruz kendisine. Şunları anlatıyor Dr. Ülkümen Rodoplu:

“Kişisel Eylem Planı, kendimizi ve ailemizi olası depreme hazır hale getirmemiz demek. İster evde, ister okulda ya da yolda, aracınızda depreme yakalandığınızda ne yapacaksınız? Nereye saklanıp, nereye kaçacaksınız? Bu planlamayı ailenizle birlikte yapmanız çok önemli. Eğer eviniz ve bulunduğunuz zemin sağlamsa evde kalabilirsiniz. Sarsıntı geçene kadar, başınızı ve yüzünüzü korumak amacıyla kollarınızın arasına alarak çömelik veya cenin pozisyonunda yatar konumda bekleyerek güvende kalabilirsiniz.”

Ben de eşimle birlikte üyesi olduğum Herkes İçin Acil Sağlık Derneği’nin bir çok toplantısında dinlediğim bu uyarıları dikkate aldığımızı söylüyorum Dr. Ülkümen Rodoplu’ya. KEP’in ardından deprem çantasına geliyor konu. Evimizde yaşanan hırsızlık olaylarında her defasında deprem çantamızın boşaltılarak evden çalınanlarla götürüldüğünü söylüyorum. Acı acı gülüp deprem çantasının her evde mutlaka olması gerektiğinin altını çiziyoruz bir kere daha.

Dr. Ülkümen Rodoplu, evlerinde küçük kızlarının bile bir deprem çantası olduğunu, içinde en sevdiği ayısının da bulunduğunu belirtiyor. Deprem çantası konusunda çocukları da bilinçlendirmek gerektiğine dikkat çekiyor. Konu çocuklara gelince, Japonya’daki depremin ardından çocukların okullardan başlarına kasklarını takarak sakince tahliye oluşlarını anımsıyoruz. Her yıl düzenli olarak yapılan tatbikatlara binlerce kişinin yanı sıra başbakanları bile katılıyor. Japonlar için bunun “öğretilmiş davranış biçimi” olduğunu belirtiyor Dr. Rodoplu. Daha önce deprem tatbikatlarını izlediği Japonya’daki uygulamalardan söz ediyor:

“Bakın, biz 1-7 Mart tarihlerini içeren haftayı Deprem Haftası olarak işliyoruz. Nedeni, bu konuda bir farkındalık yaratmak, konuyu gündemde tutmak. Bu tüm dünyada böyle. Japonlar bu konuda çok iyi bir noktadalar. Deprem tatbikatlarının yapılacağı gün Japonya’da bir bayram günü gibi yaşanır. En güzel giysilerini giyerler, konuyu ciddiye alırlar. O günü doğaya hükmetme, bilimle doğal afetleri yenme günü olarak düşünürler. ‘Zekamızla, çalışkanlığımızla doğayı alt ettik’ derler. Yaşadıkları tsunamiden sonra da eminim bu felaketi bir daha yaşamamak için, bir çok önlem geliştireceklerdir. Çünkü gözlemlediğim kadarıyla Japonlar çok iyi dinleyicidirler. Bir soru sorduklarında, cevabınızı sabaha kadar sabırla dinlerler. Son depremden sonra da halklarını dinlediklerine eminim. Ne yazık ki biz bunu yapamadık. Marmara depreminden sonra da hemen yanıbaşımızdaki Seferihisar depreminden sonra da ve hatta Van depreminden sonra da insanlarımızı dinlemedik. Biz günü birlik tedbirlerle sorunları anlık olarak çözdük. O an yapılması gerekenleri yaptık, o kadar. Ama sonra? İşte orada kaldık...”

Dr. Ülkümen Rodoplu gerek Marmara depremi, gerek Van depreminden sonra arkadaşlarıyla birlikte bölgeye gidip yardım çalışmalarına katılan hekimler arasında yer alıyor. Deneyimlerini paylaşırken iki önemli konuya dikkat çekiyor:

“Yaşananları mutlaka yazmak ve paylaşmak gerekiyor. Deneyimlerimizi paylaşmak, hatalarımızı paylaşmak, ürettiğimiz çözümleri paylaşmak. Çünkü insan olarak deprem gibi acı ve üzüntülü konuları hemen unutmak istiyoruz. Unutuyoruz da. Oysa Türkiye bir deprem ve afetler ülkesi. O nedenle yazmak çok önemli. İkincisi de birincisiyle ilintili aslında. Yazdıklarımızın değerlendirilmesi ve afet planlamasının yapılması. Birincisini tam yapamadığımızdan ikincisinde de yol alamıyoruz.”

Yaşanan depremlerin ardından arama kurtarma ekiplerinin bir yarış halinde enkaz bölgelerine gidişi, kurtarılan vatandaşların sayısındaki artışı soruyorum. Depremlerin ardından özellikle arama kurtarma konusunda ciddi yol kat edildiğini belirtiyor Dr. Ülkümen Rodoplu, “Ancak bu yetmez. Çünkü arama kurtarma deprem gibi bir olayda işin sadece bir kolu” diyor.

Afetlerde malzeme, insan kaynağı açısından hiç bir sıkıntımız olmadığını gördük” diyen Dr. Rodoplu’ya göre en büyük eksik, organizasyon ve birlikte çalışma konusunda yaşanıyor. Bir de insanların deprem sırasında ve sonrasında ne yapacağını bilmemesi büykü sorunlara yol açıyor. Yaşanan depremlerin ardından balkonlardan atlayanları, arabasına binip kentte amaçsızca dolaşan ve trafiği tıkayan insanları konuşuyoruz. Dr. Ülkümen Rodoplu bu noktada eğitime dikkat çekiyor:

“İşte insanlar hazır olmadıkları için bunları yapıyor. İnsanlara deprem öncesinde, sırasında ve sonrasında neler yapması gerektiğine ilişkin eğitim verebilirsek, bunu sürdürülebilir hale getirebilirsek, soğukkanlı da olacaklar, kendilerin iilk sarsıntıda balkondan da atmayacaklar. Ve sorgulayıp talep etmeye başlayacaklar. Gittiğim hastane, okulum, satın aldığım ev depreme dayanıklı mı, önlemler alınmış mı diye.”

45 yıldır İzmir’de yaşayan ve onca deprem gören bir kentli olarak hiç deprem tatbikatı yaşamadığımı düşünüyorum. İzmirliler’in deprem konusuda bilinçli olmasına karşın yeterince eğitimli olmadıklarını belirtiyor Dr. Ülkümen Rodoplu... “Evimizde ne kadar hazırlıklıysak hastanelerimizde de, okullarımızda da o kadar hazırlıklıyız depreme. Ne yazık ki İzmir için de durum çok parlak değil” diyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Evet, Marmara ve Van depremlerinde ilk yardımlar hep İzmir’den ulaştı kentlere. Ancak eğitim İzmirli için de bir sorun. Seferihisar’da yaşanan depremde fısıltı gazetesinin insanlara nasıl panik yaşattığını hep birlikte gördük. Depremden sonra birkaç gün bu konuyu gündemde tutuyoruz. Okullarda, hastanelerde bir kaç kişinin üzerinde kalıyor konu. Çalışmaları sürdürülebilir kılmak gerek. Bu nedenle eğitim çok önemli diyorum bir kez daha. Kişisel eylem planımızı yapmak ve okullarda, hastanelerde, işyerlerinde deprem konusunda mutlaka gerekli önlemleri alıp eğitim vermek zorundayız. HİASD üç yıldan bu yana Cumhuriyet Nevvar Salih İşgören Kız Teknik ve Meslek Lisesi’ndeki öğrencilere hem ilk yardım hem bu konularda neler yapılacağına ilişkin eğitim veriyor. Yine Konak Milli Eğitim ve Konak Belediyesi ile işbirliklerimiz oldu. Çok yakında Buca Mili Eğitim’le eğitim çalışmalarımız olacak. Ama lokal çalışmalar yetmez. Bunun İzmir bütününde, ülke bütününde, her vatandaşı kapsayarak yapılması şart. Çünkü ülkemizin tamamı deprem bölgesi. Bugün olmasa yarın mutlaka bu deprem yaşanacak.”

Dr. Ülkümen Rodoplu’nun yanından ayrılıp asansöre bindiğimde evdeki kişisel eylem planımızı hatırlayıp rahatladım. Ancak aklıma bir anda geliveren soru yüreğimi hoplattı: “Ya şimdi, asansörde deprem olursa?”

Deprem çantasında neler olmalı?

- Kullandığımız ilaçların bir kaç günlük yedeği

- Gözlüğünüz

- Kredi kartı

- Kişisel temizlik malzemeleri

- Yedek pilleriyle transistörlü radyo

- Yedek ayakkabı

- Bir miktar para

- Çok amaçlı çakı

- Su şişesi

- Kalem-kağıt

- Önemli numaların bulunduğu, iletişime geçilecek yakınların bilgilerini içeren, önemli evrakların fotokopilerini içeren su geçirmez bir dosya

- Hava koşullarına göre yanımıza alacağımız yedek giysiler.

- Bu malzemeler altı ayda bir yenilenip kontrol edilmeli.

Tarih: 7/3/2013
6322 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
YAZARIN KENT SÖYLEŞİLERİ
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri