Yazdır Arkadaşına gönder
Cumalı'nın otobüsleri...
Engin Yavuz
Engin YavuzSoluktu, 1940'larda çekilmiş bir fotoğraftı. Çok eski bir otobüs. Önünde fiyakalı poz vermiş birkaç kişi. Şimdi yaşıyorlar mıydı, kimbilir.?

O fotoğraf günlerdir masamda duruyor. Bakıyorum, soruyorum. Avukat Nihat hangi koltukta tutmuştu öğretmen Perihan'ın elini...

"İzmir'e mi Nihat Bey?
Hemen değil.
Sen bilirsin. Kaçta istersen yerin hazır.
Beş buçukta kim gidiyor?
24 numara.
Nihat hoşlanmamış göründü:
Yaa?
Biraz eskicedir.
Biliyorum. Dörtte?
40 numara. O yenidir onunla git...
Öyleyse onunla gideyim...
Oldu. Yerini ayırırım."

"Cuma Günleri pazarıydı Urla'nın. Saat dört otobüsünü geri dönen pazarcılarla, iş için, mahkemeleri için dağ köylerinden, Kilizman'dan inenler doldururdu. Otobüs İzmir'de Konak'ta durduğu zaman, hemen hemen yalnız pazarcılarla Perihan, bir de Nihat'la yanındaki şişman adam kalmıştı otobüste. Nihat indi. Perihan da iniyordu. Şişman adam gene bırakmadı yakasını. O da inmişti."Buyrun bir kahve içelim" dedi Nihat'a... Perihan yanlarından geçip gitti. Kemeraltı'na doğru uzaklaştı. "Başka zaman içeriz" dedi Nihat. Adam elini uzattı, iş yerinin adresini anlatmaya başladı. Otobüs kalkmıştı yeniden. Nihat müsaade istedi...."

Urla'da uzun yıllar avukatlık da yapan yazar Necati Cumalı'nın Zeliş ve Acı Tütün'den sonra yazdığı Yağmurlarla Topraklar adlı kitabının kahramanı avukat Nihat'ın Perihan öğretmenle ilk kez karşılaştığı ve İzmir'e yolculuk yaptığı otobüsün hiç olmazsa bir benzerinin fotoğrafını bulabilmekti amacım. Yeni bir serüven değildi bu benim için...

Güz yağmurları başladığında Urla'da alırdım soluğu. Uzun bir arayışın ardından eski caminin yanı başındaki salaş kahvehanede, buğulu camların ardında çay içip soluklanırken, bir dönem adliye olarak da kullanılan eski Tekel binasını, avukat Nihat'ın ana cadde üzerindeki yazıhanesini, ırgatların önündeki kaldırımda bekleştiği köfteciyi, eski garajı, Köprübaşı'ndaki evleri, Park Kahvesi'ni, geciken güz yağmurlarını, Perihan Suvla'nın görev yaptığı ortaokulu boşuna aradığımı düşünürdüm.
Ama hiç olmazsa bir otobüse ulaşabilseydim… Yaşamının 40 yılını otobüsçülüğe adamış 75 yaşındaki Kazım Odabaşı o günlerde karşıma çıktı... Kimbilir hangi acılara, bekleyişlere, kavuşmalara, sevinçlere, hayal kırıklıklarına tanıklık eden eski garajı yerine iş merkezi yapmak üzere yerle bir eden Urla Belediyesi'nin ilçe dışına kurduğu yeni garajda, sundurmanın güneş gören yerinde çay içerek sonbaharın tadını çıkarıyordu...

"Tarihleri hiç unutmam" dedi gururla; vazgeçemediği sigarasından bir duman daha alıp başladı:
"1930'lu yıllardı, Urla'ya ilk gelenler milli kasa dediğimiz 25 kişilik otobüslerdi. Koltukları söktün mü kamyon da olurdu. 3 tonluktu bu otobüsler... Chevrolet, Ford, Austin... Lambaları dışarıdaydı... Karpitle çalışırdı lambaları. Aküsü yoktu hiçbirinin... Manyetoluydu, dışarıdan kolunu çevirmeden motorunu çalıştıramazdın. İki vitesliydi. Vitesi debriyajdı. Bas bir, kaldır iki derlerdi. 1950'lere kadar böyle gitti. 40-50 otobüsçü vardı. Yolcuyu Urla'dan alır Basmane'ye götürür, Basmane'den alır, Urla'ya getirirdi. 1965'te Magirus otobüsler, ardından Mercedes 302'ler yollarda görününceye kadar hep bu eski, tahta kasalı, burunlu yorgun otobüsler yolcu taşıdı...."

"Benim hiç ehliyetim olmadı" dedi Kazım amca, "Şoförlüğü ne zaman bıraktınız" diye sorduğumda. Şunları söyledi:
"Ama hiç inmedim otobüslerden muavinlik yaptım, gerektiğinde kullandım. En az otobüs kullanan kadar bilirim şoförlüğün zorluklarını... Otobüsçülüğün tarihini yazacak kadar bilgim var bu meslekle ilgili. Yalnızca yaşadıklarımı anlatsam roman olur evlat... Bir zamanlar yaz mevsimlerinde tatil günleri yolcu taşımak mecburiydi. Otobüsleri saklardık yolcu taşımamak için, dinlenmek isterdik bazen. Polisler evlerden toplayıp götürürdü."
Necati Cumalı'yı hatırlattım, "Beni yabana atma" dedi Kazım amca:
"Marko Paşa'ları, 7-8 Hasan Paşa'ları okudum hep gençliğimde... Tan Gazetesi'nin yakılmasına tanık olmuş kuşağız biz... O zamanki bir söylenceyi hiç unutmam. Ey Türk Gençliği birinci vazifen Türk matbaalarını yoketmektir. Muhtaç olduğun kazma ve kürek CHP ambarlarında mevcuttur. İnatla ayakta kaldık o günlerde. Rahmetli babam ‘insan 25'ine kadar sosyalist olmazsa kalpsizdir. 25'inden sonra sosyalist olursa beyinsizdir' derdi. Aziz Nesin, Sebahattin Ali okurduk, Necati Cumalı en sevdiğimiz yazardı. Avukattı burada. Romanlarının kahramanlarını hep tanırdım. O köftecide köfte yerdim hiç unutmam. Sonra bizi bırakıp gitti. Anıları kaldı burada... Bizim otobüslerle gider gelirdi. Tanırdık, İzmir'e kaçta gideceğini bilirdik. Önceden ayarlardık yerini... Çok sohbet ettik yolculuklarda... Buranın insanıdır Cumalı. Urlalıdır. Bizim evladımızdır...."

Bir anı istedim o günlerden... Urla'ya her gelişimde uğrayıp çay içtiğim salaş kahvehanenin yanıbaşındaki yaşlı terzide bulduk aradığımızı... Boyaları solmuş duvarda, geçmiş yıllara ait bir takvimin üzerine iğnelenmişti. O fotoğraf neden oradaydı, bilmiyorum...

Soluktu, 1940'larda çekilmiş bir fotoğraftı. Çok eski bir otobüs. Önünde fiyakalı poz vermiş birkaç kişi. Belki de sahipleriydi otobüsün... Şimdi yaşıyorlar mıydı, kimbilir.?
O fotoğraf günlerdir masamda duruyor. Bakıyorum, soruyorum. Avukat Nihat hangi koltukta tutmuştu öğretmen Perihan'ın elini....

Tarih: 17/11/2005
8106 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri