Yazdır Arkadaşına gönder
A'dan Z'ye Mısır ve Nil gezisinden notlar - 10
Hediye Selda Yılmaz
Hediye Selda YılmazA'dan Z'ye Mısır ve Nil gezisinden notlarımı paylaşmayı sürdürüyorum...

İmhotep: Eski Mısır'da yaşamış mimar,  yazar,  hekim,  mucit,  mühendis,  heykeltıraş,  astronom ve firavun Coser'in veziridir. Adının  anlamı "Barış içinde gelen" dir. MÖ 2667 - MÖ 2648 yılları arasında yaşadığı belirlenmiştir.   

İmhotep, çağının en büyük dehalarından biridir; bilimsel bilgileri yenileyip zenginleştiren bazı hekimlik ve astronomi incelemelerinin yer aldığı "Ahlak Bilgileri" adlı kitabın yazarıdır. Zengin tıbbi bilgisinin yanı sıra mimari ve astrolojide de söz sahibi, yazarlık ve rahiplik yapan, çok yönlü bir bilim insanı ve sanatçıdır. İmhotep, aynı zamanda kâtiplerin de başıdır. Yunan ve Mısırlı kâtipler, yazı yazdıklarında son damlayı İmhotep için dökerlerdi.

İmhotep, Sakkara Nekropolü'ndeki Basamaklı Piramit'in mimarıdır. Bu piramidi yaparken Antik Mısır yazılarında kutsal olan Üçgen'den (firavunu sonsuzluğa taşıması için) ve Merdiven'den (firavunu sonsuzluğa daha rahat ulaştırması için) yararlanmıştır.

İmhotep iyi bir hekimdi. Verem, kireçlenme hastalıklarını tanımlamıştır. Tıbbın babası olarak kabul edilen Hipokrat'tan yüzyıllar önce modern tıbbı kullanmıştır.

İmhotep'in mezarı bulunamamıştır ama hastalarını tedavi ederken kullandığı oda bulunabilmiştir ve modern tıbbi bilgileri kullandığı kanıtına bu yolla varılmıştır.

Dünya uygarlığına büyük katkıları olan bu kişinin yalnızca bir metre boyundaki bronz heykeli bulunmuştur. Heykel İmhotep Müzesinde sergilenmektedir.

İmhotep Müzesi: Sakkara Nekropolü'de yapılan müze İmhotep'e adanmıştır. 2006 yılında açılmıştır. Müze Sakkara Nekropolü'nün maketinin sergilendiği salon, Mimari unsurlar içeren Ana Salon, Yeni Keşifler Salonu, Model Mezar Salonu ve Jean-Philippe Lauer Kütüphanesi olmak üzere beş salondan oluşmaktadır:

Müze, barındırdığı eserlerin değeri ve sunumu bakımından çok etkileyicidir. Müzede beni etkileyen birkaç eserden söz etmek istiyorum. Ana salonda bulunan göz alıcı şekilde ışıklandırılan turkuaz-yeşil fayans kaplamalı duvarlar beni en çok şaşırtan eser oldu. Bunlar dünyadaki ilk fayans örnekleriymiş.  Bu fayanslar Basamaklı Piramit 'in mezar odası içinden toparlanmış ve ziyaretçilere bu odaların ve duvarlarının antik zamanlarda nasıl görüneceğini göstermek için yeniden yapılandırılmış.

En etkileyici eserlerden bir bölümü de bazıları bir metreden uzun olan alabasterden (kaymak taşı) yapılmış kavanozlardır. Bu kavanozlar Basamaklı Piramit'in altındaki odalarda bulunmuş. Firavunun ikinci yaşamında mutfakta kullanması için yapılmış. Yumurta büyüklüğünde peynir topları bir çömlek içinde sunulmuştu. Süngerleşmiş biçimde günümüze kadar kalabilen peynir topları da Firavunun ikinci yaşamında yemesi için mezarına konmuş. Bilim insanları şu ana kadar bulunmuş en eski peynir olduğunu söylüyorlar. Bir peynirsever olarak ilgimi çekti, paylaşmak istedim.

Müzenin "Yeni Keşifler" salonunda sergilenen başyapıtlardan biri, Teti Piramidi etrafındaki son kazılarda bulunan bir mumyadır. Sarı, mavi, kırmızı ve siyah renklerde Eski Mısır imgeleri ile bezenmiş. Bilim insanları bu mumyanın 30. Sülale dönemine (M. Ö. 380-343) ait olduğunu belirlemişler ancak sahibinin adı bulunamamış.  Maskesi altın yaldızlıdır. Mumyanın kendisi ketenle sarılmış ve 176 santimetre uzunluğundaymış. Mumyanın göğsüne kanatlı b. k böceği resmedilmişti. Her iki tarafta asa tutan beş tanrı vardı.

İnsan kurban etme: Kurban kültürü Eski Mısır'da da bulunuyordu. Hasatlara zarar veren ve kokan domuzlar, kurban edilen hayvanlar arasındaydı. Bolluk bereket için koyun, inek kurban edilirdi. Eski Mısır'da insanlar da kurban edilirdi. Nil Nehri'ne bırakılarak kurban edilen insanların masum olması gerekiyordu. Bu nedenle yalnızca kadın ya da çocuklar kurban olabilirlerdi. Aranan bir diğer özellik ile bakirelikti. Nil'in düzenli taşması için gerekli olduğu düşünülüyordu.

Eski Mısır'da Saray'da uygulanan farklı bir kurban töreni vardı. Özgün olan bu uygulamadan söz etmek istiyorum:

Arkeologlar tarafından Andju kentindeki Kraliyet Mezarlığı'nda yapılan araştırmalarda, 1. Sülaleler Dönemi'ne (M. Ö. 2950-2750) ait toplu mezarlar bulundu. Yapılan araştırmalarda toplu mezarların Firavun'un yakın çevresi ve hizmetçilerine ait olduğu ortaya çıktı. Firavun ölünce onun yakınları, eşleri, çocukları ve hizmetini gören herkes de öldürülüp defnediliyordu. Bu uygulama Firavun'un kedi, köpeğine kadar ulaşmıştı. Amaç Firavun'un ikinci yaşamlarında O'na hizmet etmeleriydi. Bu uygulama tek otoritenin denetimi ve egemenliği altında olan devlet ideolojisinin en somut dışa vurumlarından biridir

1. Sülaleler Dönemi sona erince bu uygulama bilinmeyen bir nedenle sona erdi. Ama Firavun'a yakın yerde defnedilmek her zaman ikinci yaşam için garanti olarak gösterildi. Bu nedenle Saray çevresi ve soylu sınıf Firavun'a yakın mezarlar için büyük bedeller ödediler.

İskender: İskender Mısır'ı M. Ö. 332'de aldı. Mısır o dönemde Persler'in elindeydi. Mısırda sadece dört ay kaldı ve bir daha hiç dönmedi. Eski Firavun, yeni Kral naibi Perdikkas onun adına Mısır'ı yönetti.

İskender'in o zamanki başkent Memfis'e vardığında ilk eylemi kutsal Apis öküzlerine saygısını sunmak oldu. Mısır'ın dini geleneklerine uyması yalnızca halka şirin gözükmek için değildi. İskender de Mısır kültüründen çok etkilenmişti. Bazı kaynaklara göre Nil'in taşmasının nedenlerini araştırmak üzere bir keşif grubunu görevlendirdi. Siva'da ünlü bir kâhinin, İskender'in Zeus'un oğlu olduğunu ilan etmesi ve Amon Tapınağı'nda Tanrı Amon ile görüştüğü yolundaki söylentiler onun halkın gözündeki tanrısallığını bir kat daha arttırmıştı.  

Öldüğünde Siva'daki Amon Tapınağı Nekropolü'ne gömülmek istediğini söyledi. Babil'de M. Ö. 323'de öldü. Cenazesi önce Memfis'e, oradan İskenderiye'ye götürüldü ve burada altın bir tabuta kondu. Mezarının yeri bilinmiyor. Nereye defnedildiği konusunda araştırmalar sürüyor.

İskenderiye:  Mısır'ın Akdeniz kıyısında bulunan, ikinci büyük şehridir. Ayrıca 4, 5 milyonluk nüfusuyla Akdeniz kıyısındaki en büyük yerleşimdir. Büyük bir sanayi bölgesinin merkezi ve Mısır'ın ana limanı olan İskenderiye'de Mısır dış ticaretinin büyük kısmı gerçekleşir. Kahire'nin 183 km kuzeybatısına düşer.

Büyük İskender işgal ettiği ülkelerde toplam 7 adet kendi adına şehirler kurdurdu. Ancak bunlardan en ünlüsü Mısır'daki İskenderiye şehri oldu. Şehri önemli kılan diğer bir olgu Dünyanın 7 Harikasından biri olan İskenderiye Feneri'dir.

Şehrin kuruluş yerini bizzat İskender seçti. Şehir Rodos'lu mimar Dinokrates'in hazırladığı plana göre MÖ 332'de kuruldu.  Dinokrates,  Rhakotis'te bir kent kurmakla görevlendirildiğinde, Mısır'ın küçük bir yoksul balıkçı ve çoban kasabası olan İskenderiye, Avrupa ile Asya arasında giderek artan ticaretin etkisiyle kısa sürede gelişti. Ayrıca Helenistik ve Semitik öğretilerin merkezleri olarak Yunan düşün ve bilim dünyasındaki en önemli gelişmelerin odağı durumuna geldi.

İskenderiye, son derece modern görünüşlü, dama tahtası gibi dörtgen planlı (Avrupa etkisiyle gerçekleştirilen yayılmanın sonucu olarak) bir kenttir ve bu bakımdan geleneksel İslam kentlerinden farklı bir görünüm taşır. Bugünün İskenderiye'si yerleşimin yoğunlaştığı kıyı boyunca dizilen restoranları, sömürge döneminden kalma binaları, otelleri, palmiyeleri, yürüyüş parkurları ve parklarıyla canlı ve renkli bir şehirdir.

Kentin odak noktasını Brukheion (Yunan), Rhakotis (Mısır), Regio Judaeorum (Yahudi) ve Faros antik mahalleleri oluşturur. Modern kentin ortasında Meydanü't Tahrir (Özgürlük Meydanı; 1952'ye değin Mehmed Ali Paşa Meydanı) yer alır. Meydanı, İngilizlerce yaptırılan Anglikan St. Mark Kilisesi, hukuk mahkemeleri ve başka görkemli binalar çevreler. Kentin ticaret ve alışveriş merkezi meydanın güneydoğusuna düşer.  

Bizim gezi programımız Eski Mısır ve Nil ağırlıklı olduğundan İskenderiye şehrine gitmedik. Ancak tarihsel ve coğrafi öneminden dolayı söz etmeden geçmek istemedim.

İskenderiye Kütüphanesi: Dünya tarihi kitap yakma olayları ile doludur. Bu konu ile ilgili birçok araştırma ve kitap bulunuyor. Şu ana kadar dünyada yakılan en zengin kütüphane İskenderiye Kütüphanesi'dir. Sadece kitaplar değil, bilim, sanat ve insani değerler de yakılmıştır. Kitap yakma eylemini duyunca bir cana kıyılmış gibi içim acır. Kitapların yakılmadığı, yasaklanmadığı özgür bir dünya özlemi ile bu bölümü yazdım.

Gelelim İskenderiye Kütüphanesi'nin tarihine...

Mısır, İskender'in ölümünden sonra Ptolemaios 1. Soter'in yönetimine geçti. Savaşı sevmeyen Ptolemaios 1. Soter, hiçbir zaman ülkesinin sınırlarını genişletmek hevesine kapılmadı. Bilim ve edebiyata düşkünlüğüyle, Mısırlıların gelenek ve göreneklerini, dinlerini benimseyerek halkın sevgisini kazandı. Eski kanunları, dini törenleri korumakla kalmayıp, eski Mısır hükümdarlarının lakabı olan Firavun unvanını aldı ve onları taklit ederek öz kız kardeşiyle evlendi.

Bu yeni devletin merkezi İskenderiye şehriydi. Yeni firavun burayı baştanbaşa onarıp, genişleterek o devrin en ünlü başkenti haline getirdi. Burada meydana getirdiği en önemli eser ise müze ve buna bağlı olan kütüphane idi. Kurulması için saray civarında ve güzel bir yer seçildi. Müzede o devirde bilinen bütün ülkelerdeki hayvan ve bitkilerin bir örneği vardı. Ayrıca botanik bahçesi ve bir rasathane bulunuyordu. Otopsi yoluyla insan vücudunun incelenmesi için bir anatomi salonu açılmıştı. Bu bilim sitesinde fizik,  kimya,  tıp,  astronomi,  matematik,  felsefe,  edebiyat ve fizyoloji çalışmaları için evler yapılmıştı.

İskenderiye Kütüphanesi 900 bin el yazmasıyla Antikçağ'ın en büyük kütüphanesiydi. Kütüphanede büyük bir çalışan kadrosu da görev yapıyordu. Eserlerin papirüslere yazılarak rulo şeklinde saklandığı belirtilmektedir. Firavun tarafından desteklenen bu kütüphane yayınevi işlevini de görüyordu. Bu kütüphane büyük bilim insanlarına da ev sahipliği yapmıştır. Matematik bilgini Öklides, mekanik bilimci Arkhimedes, tıp bilimci Herofilos, gök bilimci Eratosthenes, Batlamyus gibi isimler bu kütüphanede çalışmışlardır.

Kütüphanenin yanarak yok olduğu belirlenmiş ancak kimlerce ve nasıl yakıldığı konusunda henüz kesin bir sonuca varılamamıştır. Yakılan İskenderiye kütüphanesinin bulunduğu alanda Yeni İskenderiye Kütüphanesi yapılmış ve 2002 yılında hizmete açılmıştır.

2009 yapımı Agora filmi İskenderiye kütüphanesinin yok oluşunu anlatmaktadır. İskenderiye Kütüphanesinin sonu ile ilgili birçok efsane vardır bunlardan en çok halk arasında inanılan iki tanesi kütüphanedeki kitapların hamamlarda tam altı ay boyunca yakıldığı bir diğeri ise kütüphanenin tam altı ay boyunca yandığıdır. Kütüphanede yapılan bilimsel çalışmalar toplumsal olarak bilim kültürümüzü derinden etkilemiştir.

İsis (Philea) Tapınağı: Tapınak, Aswan Baraj Gölü'ndeki birçok adadan biri olan Egilica Adası'nda bulunuyor. Buraya küçük tekne ile gittik. Ada, İsis Tanrıça'sının ve tarikatının merkeziydi. Tanrıça İsis Eski Mısırlı kültüründe çok önemli bir tanrıçaydı. Doğum, annelik ve bereket tanrıçasıydı. Bugün Aswan Barajı nedeniyle sular altında kalmış Philea Adası'nda yapılmıştı. Ada'daki ilk tapınak 30. Hanedanın Firavunları tarafından yapıldı. Tapınağın inşası 300 yıl boyunca Yunan ve Romalı hükümdarlar tarafından da devam ettirildi. Roma imparatoru Trajan, kendi ismini taşıyan Trajan köşkünü MS 100'de yaptırdığında İsis tapınağına nehirden bir giriş görevi görüyordu. Ancak bu yapı Trajan ölünce yarım kalmış.

Tapınak, Aswan Baraj yapımı nedeniyle 1960'da suya gömüldü. 1971 yılında UNESCO desteği ile yeni yerine dokuz yılda taşındı. Tapınak yeni yerinde 1980 yılında ziyarete açıldı.

Tapınak Mısır, Yunan ve Roma mimari özelliklerini bir arada taşır. Diğer bir özelliği de yapılan son Mısır Tapınağı'dır. Tapınak Mısır'ın Hristiyanlık döneminde kilise olarak kullanılmış ve bazı insan yüzleri kazınmış.

Bu ören yeri yalnızca bir tapınaktan oluşmuyor. Burası için birkaç küçük tapınak, şapeller, kehanet merkezi, fildişi ticaret ofisi, tıp okulu, doğum kliniği ve eczacılık merkezinin bir arada hizmet verdiği bir yerleşke diyebilirim.

Mısır'da Aswan Barajı nedeniyle 20 tapınak sular altına gömülmüş. Bunlardan 11'i başka yerlere taşınmış. Biz bu gezi ile ilki Ebu Simbel Tapınağı ve ikicisi İsis Tapınağı olmak üzere iki adet "Taşınmış Tapınak" görme şansı bulduk.

Tarih: 8/8/2019
197 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri
KENT YAZILARI
KENT SÖYLEŞİLERİ

İnternet sayfalarımızda yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları kentyasam.com'a aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.